Kız Kulesi’nin Kocası Kim?


Beni bugüne karar “tanıdık tanımadık” bir çok kişi etkilemiştir. Ama Sunay Akın’ın ayrı bir yeri vardır hayatımda…
Bize edebiyatla karışık “tarih dünyasını” ya da “bu dünyanın enlemesine kesitlerini” anlatırken insanlar kendinden geçerlerdi…
Daha sonra bu kendinden geçme “ritüeli” bir hayranlığa, araştırma ve farklı bakma ideolojisine dönüştü bende. Artık gördüğüm tüm nesnelere başka bir gözle ve hatta başka başka düşünce yapılarıyla bakıyordum.
İşte o dönemlerde yeniden tanıştım Kız Kulesi ve Galata Kulesi’yle…
Hani her gün önünden geççiğimiz, masamızı, asansörümüzü ya da başka başka ortamlarımızı paylaştığımız insanları görmememiz gibi ben de “Kız Kulesi” ve “Galata Kulesi”ni ve sonradan aşık olacağım bu kentin diğer güzelliklerini, fark etmeden, onlara “günaydın”, “iyi akşamlar”, “hoşça kalın” demeden önlerinden öylece geçip gidiyordum.
Hani bilenleriniz bilir… Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun “İstanbul Destanı” isimli, çok güzel bir şiiri vardır;
İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa
Galata Kulesi’ne varır
Bir sürü çocukları olur
Dediği satırları kastediyorum. Ama şair, resim bilgisini güçlendirmek için gittiği Fransa’da yaşarken, penceresinde bir başka kulenin ona göz kırptığını görür. O zaman dilimlerinde TV’lerdeki “çöp çatan programları” da olamadığından mıdır? bilinmez, Paris’teki odasından gördüğü bu kuleye Türkiyeli bir nişanlı almak ister…
Belki de Monsieur Chirac’ın, “hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” sözünü söyleyeceğini tahmin ederek, bu meşhur şiirini şöyle değiştirir…
Bir kuş havalandı Küçük Yalı'dan
Geldi kondu Eyfel Kulesi'nin tepesine
Azcık çalırkeyifti kuş...
Azcık sallanıyordu...
"Atma" dedi hemen
Sabri Reis... "Atma böyle...
Sallanan kuş değil, kule...
Kaç tane cin içtin, söyle..."
Ama şu Eyfel Kulesi'nin aklı olsa
Galata Kulesi'ne varırdı...
Bir sürü çocukları olurdu.

İşte Sunay Akın, araştırır bu ecnebi gelinin çocuklarını. Bir gün “kafasını kaldırır ki ne görsün”.
Galata Kulesi ile Eyfel Kulesi’nin çocukları…
Çamlıca televizyon antenleri…
Tipleriyle anneleri Eyfel Hatun’a, boylarıyla da Galata Efendi’ye benzer der Sunay Akın.

Peki sizce Galata Efendi’yle, Eyfel Hatun evlendiler mi?
Bu ilişki yasal mı?
Kim kimin kuması?

Bana kalırsa Eyfel Hatun, Galata Efendi’yle Kız Kulesi’nin aşklarını çekememiş, hatta Galata Efendi’nin gizlice Hazerfen Ahmet Çelebi’nin kanatları arasına sıkıştırdığı mektubu bularak sahibi olan Kız Kulesi’ne gitmesini engellemiştir.

Evet Kız Kulesi’nin çocuğu olmayabilir ama geçen gittiğim davette bana bütün hikayeyi anlattı o eski günlere dönerek.

Kız Kulesi, genç güzel bir hatunmuş. O zamanlardaki adı “Arcla” imiş ama söyleme zorluğu çekiliyor, Türk Dil Kurumu’na da uymuyor diye adını “Kız Kulesi” olarak değiştirmişler. Bilirsiniz kendisi Rum asıllıdır. E Rum kızları da malum güzel olur. Eski resimlerinin de gösterdi ikram ettiği çay eşliğinde.

Sonra Galata Efendi’yle tanışırlar. Zaten evleri karşı karşıyadır. Lord Byron her ne kadar onların aşkına binaen Kız Kulesi’ne “Tour Leandros” dese de, bunun pek de doğru olmadığını “Leandre’ın hikayedeki erkek karakteri” olduğunu anlattı bana, güzelliğini kaybetmemiş Kız Kulesi. Ama Kız Kulesi’nin babası oldukça sinirliymiş, istememiş Cenevizli bir damat. Tabii kızımız babasını ikna etmiş, evlenmişler. Bu sırada Bedri Rahmi Eyüpoğlu Hoca’yla beraber seyahate Paris’e gitmiş Galata Efendi. Hocanın “asistanlığını” yapıyormuş o zamanlar. Orada görmüş Eyfel Hatunu… Kız Kulesi de çocuğu olmadığından kabul etmiş bu ilişkiyi. Bir gün Eyfel Hatun sinirlenmiş ve yasak etmiş Kız Kulesi’ni görmesini o da Hazerfen Ahmet Çelebi’nin kanatları arasına bir mektup koymuş ve göndermiş sevdiğine… Mektubu titrek elleriyle tutarken, o günleri yaşar gibiydi.  Sordum birden, “hani aldı diyorlar o mektubu Eyfel Hatun…”

Yok dedi sinirli sinirli. Mektubun bir aslı bende, bir aslı da Arkeoloji Müzesi’nde. Yakın arkadaşı Osman Hamdi’ye emanet etmiş. “Aman benim kimim kimsem yok! Sende kalsın” demiş…

Sonra aklıma bir şey takıldı…? Peki dedim, Galata Efendi, artık konuşmuyor hiç… “eğlence alemine” vermiş kendisimi. Bir ara da birinci derece yanıktan dolayı “estetik” yaptırmış cildine…

Üzülüyor o an. Hemen camın karşısına geçip, sevdiğini seyrediyor. Bakıyorum haline, üzülüyor sevdiğine. Ve lakin, biraz da kızıyor belki de, yıllar önce terk etti diye sevgilisini.

Ben de üzülerek anlamaya çalışıyorum onların bu halini… Belli ki seviyorlar halen birbirlerini… A dur dedi. Gitti üst kata çıktı. Yukarıdan tıngır mıngır sesleri arasında neden sonra çıka geldi. Giymiş eski gelinliğini. Güveler yemiş, eskimiş tülleri.
Elinde bir kutu. Üzerinde “Hazzo Pulo Pasajı” yazılı.

Bak dedi. Bak Donup kaldım o an gördüklerime… İşte getirmişti evlilik cüzdanlarını. Bir yanda Kız Kulesi, diğer tarafta da Galata Kulesi.
Üstünde de altın yaldızlarla işli, şık puntolarla şöyle yazılıydı.
T.C. Beyoğlu Belediyesi Danışman Geçidi… “Hazzo Pulo Pasajı”

Murad Çobanoğlu
www.muradcobanoglu.com