Uğursuz Para 50 Kuruş

Uğursuz Para 50 Kuruş


Para bir ülkenin en önemli yazılı belgesidir. Osmanlı İmparatorlu’nda tahta çıkan Sultan’ın ilk işi Beyazıt Camii’nde hutbe okutmak ve “sikke bastırmak” olurdu. Bu bir nevi meşruiyet de demekti. Türkiye Devleti’ni devralan Türkiye Cumhuriyeti’nde de bu durum değişmedi. Bu yeni devlete yeni paralar gerekmekteydi. Ancak önemli bir sorun vardı. Osmanlı İmparatorlu’nda da genç Türkiye Devleti’nde de “para basacak” bir kurum yoktu. Paralar, Osmanlı Bankası (sonradan Garanti Bankası’na devredilerek dünyanın en eski bankalarından olan bu kurum kapatıldı) aracılığı ile yapılmaktaydı. Zaten Osmanlı İmparatorluğu, banknot dediğimiz “kağıt paraya” da yeni yeni geçmişti. Halk yine bozukluk “kuruş ve para” kullanıyor, banknotları ise bankerler kullanıyordu. Cumhuriyet’e geçildiğinde ise bozuk paralar değerini korusa da “banknot kullanmaya” ve “kullandırılmaya” özen gösterildi. Zira banknot aynı zamanda Avrupalı olmanın da bir nişanesiydi. Halka banknot kullanmaya edilmesi de gerekiyordu aynı zamanda banknotu ayırt etme yetisine de sahip olmalarının sağlanması gerekiyordu. Hayatında “Mecidiye”den yukarı para görmemiş köylü için çok kolay bir durum değildi. Bir de “Latin harfleri” sorunu vardı. Paraların üstünde hem Latin harfleri hem de Arap harfleri hatta Fransızca yazıyordu. Böylelikle anlaşılırlığı ve kavranması artmıştı. Genç Cumhuriyet her şeyi uluslaştırmak istiyordu. Para da bunun dışında kalamazdı. Türk Nümismatik Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Güçlü Kayral'ın araştırmalarına göre; Cumhuriyetin ilk kağıt parası 5 Aralık 1927 tarihinde piyasaya sürüldü. Arap harfi ve Fransızca olan “birinci emisyon” kağıt paraların ise 10 sene sonra 1937 yılında değiştirilmesi gerekmekteydi. 
İkinci emisyona geçiş süreci ise Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün ölümünden sonra biraz değişikliğe uğradı. Tedavüldeki 500 ve 1000 liralık banknotların üstündeki “Atatürk” resmi ve filigranı, 2. Cumhurbaşkanı İnönü’nün resmi ve filigranı ile 1939 yılında değiştirilip piyasaya sürüldü. Yine aynı yıl Avrupa’daki savaş şartları hesaba katılarak daha önce Türkiye Cumhuriyeti’nin banknotlarını basan Britanya’nın Thomas De La Rue matbaasıyla anlaşıldı. Ancak bu kez de önemli bir sorun ortaya çıktı. Önceki emisyon banknotlar ile yeni emisyon banknotlar İnönü resmi hariç tamamen aynı olsa da, savaş şartları yüzünden kağıt boyutu küçülmüştü. Tüm dizginin yeniden dökülmesi hasıl olmuştu. İşte bu “küçük” 50 Kuruşların ihalesi de yine bir Britanya şirketi olan Bradbury Wilkinson matbaasına verilmişti. Tüm savaş şartları yüzünden 1939 yılında verilen sipariş ancak 1941 yılında tamamlanabildi. 31 Ağustos 1939’da Nazi Almanya’sı Gleiwitz Radyo istasyonuna Polonyalı kılığında girip II. Dünya Savaşı’nı bir gün sonra başlatmalarından sonra, sonradan Nazi Almanya’sına müttefik olacak Fransa, İtalya ile savaşa tutuşmuş, banknotların Türkiye macerası da epey bir tehlikeye girmişti. Londra’nın Nazi Almanya’sı tarafından bombalanması ile II. Emisyon paraların bir kısmını basacak olan Thomas de la Rue matbaası da isabet almasıyla 100 milyon lira değerinde İnönü resimli ve filigranlı 500 ve 1000 liralık banknotların hazırlanmasına karar verildi. Basımı tamamlanan paralar, 30 Temmuz’da vapura yüklenerek Süveyş Kanalı güzergahı ile 3,5 ayda İstanbul'a getirildi. Bunun ardından 5 milyon değerindeki 1 liralık, 200 milyon değerindeki 100 liralık ve 25 milyon değerindeki 50 kuruşluk banknot üretilerek Ekim 1941'de iki gemiyle yüklenerek yola çıkarıldı.
Ancak ne yazık ki; 1 liralık banknotları taşıyan Fabian adlı gemi yola çıkar çıkmaz, İnönü resimli ve filigranlı eski 100 liralık ve yeni 50 kuruşluk banknotları taşıyan City of Roubaix gemisi ise 5 ay yollarda kaldıktan sonra Yunanistan'ın Pire limanında kazaya uğrayarak battı. Anlaşmaya göre; Fabian gemisinde zayi olanların yerine tekrar basılan 7 milyon liralık 1 liralık, yeni 50 kuruşlukların bakiyesi 15 milyon kupür ve 194 milyon liralık İnönü resimli eski 50 liralık kupür İstanbul'a sevk edildi. Ancak aynı büyük talihsizlikle  bu partide gelen 50 liralık ve 50 kuruşluk kupürler hiç bir zaman tedavüle verilemedi. Çünkü, 50 liraların 126 bin kupürü, matbaanın bombalanması sonucu çıkan yangında zayi olmuş ve kalanlarının eksik şekilde kullanılması mümkün değildi. Yunanistan’ın Pire Limanı açıklarında batan gemiden kısa süre sonra “gıcır gıcır” 50 Kuruş değerindeki banknotlar su üstüne çıkmaya, karaya vurmaya başladı. 6 Nisan 1941 günü Yunanlar kayıkla Türk Parası avlamaya başladılar. Durum Ankara’ya ulaşana kadar epey bir kalpazanlık faaliyetine de sebep oldular. 17 Nisan 1941 günü İnönü imzalı bir bildiriyle tüm gazetelere “küçük bir ilan” olarak kaldı, “batan” paralar.

Muhabbetle;

Murad Çobanoğlu