Gezi Parkı, Pangaltı Ermeni Mezarlığı mı?

Söz vermiştim, ortalık biraz durulsun yazıp anlatayım demiştim. Sözümü tutma vakti.

Öncelikle, Surp Hagop (Aziz Agop) Ermeni Mezarlığı’nı nasıl keşfettiğime gelelim. Buna başka bir bina sebep oldu. Adı “Sarıcazade Abdullah – Osman Bey Apartmanı” çocukluğumdan beri bu binanın hayranıyımdır. Şan Tiyatrosu’nun komşusu olan “Apartman”a tiyatroya her gidişimde uzun uzun bakar, “ah burada otursam hayalleri” kurardım. Yetişkin olunca da insanın hayalleri değişmiyor malumunuz, Binayı araştırırken bir fotoğraf buldum. Muhtemel İtalyan Mimar Pappa ve Arif Bey’den oluşan bir ekip Sarıcazade Apartmanı’na bakıyorlardı. Bulundukları yerden bakınca etraftaki tek yapı da bu binaydı. Peki arkada mezar taşına benzer yükseltiler neydi? Bina üzerine onca araştırma yaptıktan sonra kısmet bu adını sanını bile bilmediğim sonra dan “Surp (Aziz) Hagop (Agop) Mezarlığı” ya da “Pangaltı Ermeni Mezarlığı” diye öğrendiğim mezarlığa mıydı?
Elmadağ’ın etrafı boşken bu mezarlık da nereden çıkmıştı?
Bu kez de Ermeni, Rum, Yehudi-Musevi cemaatinden ne kadar dostum varsa sordum şehrin en eskileri onlar olduğu için… Mezarlık Ermeniler’e ait çıktı çok geçmeden. Yıkılışı da öyle çok da uzun değil 1930’lar.
Öncelikle buranın neden mezarlık olduğuna değinelim.
Vanlı Margos Natanyan'ın aktardığına göre I.Süleyman yani Kanuni Sultan Süleyman’ın Buda’yı almasına sinirlenen Almanlar* bir suikast düzenlemek isterler. Onu öldürmenin en kolay yolu da yemeklerinden geçer. Yemeklerini de kontrol eden Manuk Karaseferyan adında Ermeni bir çeşnicibaşıdır. Çeşnicibaşına denir ki “sen de Hıristiyansın biz de bu adam önümüzden çekilirse Ermeniler’in de yararına olur bizim de”. Karaseferyan’da bu teklifi Kanuni Sultan Süleyman’a haber verir ve hayatını kurtarır. Bunun üzerine Sultan da “ne istersin benden bunun karşılığında” diye Karaseferyan’a sorunca, Karaseferyan’dan “Efendim kendi adıma hiçbir şey istemem, bizim Cemaatimiz buraya getirildi lakin bir mezar alanımız bile yok, uygun görürseniz bir mezar yeri talep ederiz” Kanuni bunun üzerine Pangaltı’dan Elmadağ’a kadar uzanan geniş bir araziyi Ermeni Cemaati’ne mezar yeri olara “vakfeder”.
Hem Eseyan Ermeni okulunda bir dönem Müdürü olan Margos Natanyan hem Karaseferyan hem de soy ağacının devamı olan Harutyun Karaseferyan’da burada defnedildi.

Mezarlık, ilk darbesini şehre musallat olan salgın hastalıklar dolayısıyla 1860’lı yıllarda konumu bahane edilerek gömü yasağı getirilmesiyle aldı. Cemaat için Şişli Ermeni Mezarlığı adres gösterildi. Bu tarihten hemen sonra. 1870’li yıllarda İstanbul Belediyesi¹ bu “kıymetli araziye el koymak istedi. Lakin  Trakya Bölgesi ruhani lider Tatyos Episkopos önderliğindeki Ermeni ruhanilerin Padişah Abdülaziz’e yazdıkları dilekçe sonuç verir ve Padişah buranın vakıf arazisi olduğunu devredilemeyeceğini söyler, bunun üzerine mezarlık kurtulur. Mezarlığa ikinci darbeyi 1926 yılında Beyoğlu Belediyesi tarafından tekrar gömü yasağı getirildi ve 1931 yılında taşınma isteğiyle karşı karşıya kaldı. O sıralarda Şişli Belediyesi² kurulmadığından Pangaltı Mezarlığı da Beyoğlu Belediyesi arazisi sınırlarında kalıyordu. Belediye “arazinin” Sultan Beyazıt Veli adlı bir vakfa ait olduğunu, mezarlığın atıl olduğunu ilgili yasalar³ gereğince bu arazinin kendilerine intikal etmesi gerektiğini söyler ve mahkeme “dava sonlanana kadar” arsanın “davalı taraf olan Beyoğlu Belediyesi”nde kalmasını uygun bulur. İtiraz edilir, bunun üzerine; davayı açan Patrik Naroyan ve vekili Kevork Torkomyan’ı etkisiz hale getirmek için, Beyoğlu Belediyesi avukatları ilginç bir sav ortaya sürerler. 1915 Tehcir Kanununa göre Türkiye Ermeni Cemaati makamı lav edilmiş, Patrik de “Kudüs”e sürülmüştür. Bu bakımdan da bir Ermeni Cemaati olmadığı için “Pangaltı Ermeni Mezarlığı” arsasının da sahibi olması muhtemel değildir, denir. Bu kez Patrik, mezarlık davasını değil, Cemaatin varlık davası için uğraşmaya başlar. Patrikliğin ve Patrikhane yönetmeliğinin yeniden onaylanışını gösteren 18 Ekim 1915 tarihli kararname, Belediye avukatlarının itirazlarını çürütür ve mahkeme, Belediye'nin taleplerini reddederek Patrikhane'nin dava açma hakkı olduğunu kabul eder. Bununla birlikte Türkiye Ermeni Cemaati de resmen “tanınmış” olur. Dava devam eder, mahkeme dört kişilik bir bilir kişi heyeti tahsis eder. Arsanın sınırlarını çizmesini ister. Söz konusu heyette eski bir asker olan “tarihçi” Ahmet Refik Altınay ve Aziz Ogan adında Osman Hamdi Bey’in isteğiyle yurt dışında arkeoloji eğitimi almış biri de vardır. Bu sırada Türkiye’de gösteriler de başlar, kısa sürede gösterileri gazetelere sık sık demeç veren Ahmet Refik Altınay, “konuyu Ermeni-Türk” eksenine çekerek bertaraf eder. Sonunda Altınay’ın mahkemeye sunduğu “bilimsel ve tarihi” raporlar kabul görür ve arazinin Sultan Beyazıt Veli vakfına ait olduğunu kanıtlamış olur. Mahkeme de arsayı Beyoğlu Belediyesi’nin istedi üzerine kendi hazinesine katar. Tabii Ahmet Refik Altınay’a bu değerli katkılarından dolayı Belediyece “bir apartman tahsis edilir” ve yine ne büyük tesadüftür ki tüm dava evraklarının olduğu Sultanahmet Adliyesi de 1933 yılında yanar. Dava 1934’de sonlandığı zaman, mahkeme Patrikhane’den davayı kaybettiği gerekçesiyle “davalı tarafın” ve mahkemenin masraflarını da karşılamasını da istemiştir. Bunla da bitmez, davacı taraflardan biri olan Beyoğlu Üç Horan Kilisesi yönetim kurulu başkanı Hovsep Celal, bir “itiraz” davası açsa da Beyoğlu Belediyesi arsayı çoktan parsellemeye başlamıştır bile. Yine de mahkeme metrekare başına çok yüksek bir teminat bedelinin kabul edilmesi durumunda onay verir. Dava açılır. Belediye de bunun üzerine karşı dava açar ve arsanın “yürütme durdurulursa” değer kaybedeceğini ve tazminat ödenmesi gerektiğini savunur. Bu sırada zaten mezarlığın tabelası, dış duvarları çoktan kaldırılmaya başlanmıştır bile. Araya giren İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ, Beyoğlu Uç Horan Vakfı’ndan Arşağ Sürenyan arsasında imzalanan bir protokol ile arazi Belediye’ye geçer. 1939 yılında nihai karar verilir ve Surp Agop Pangaltı Ermeni Mezarlığı resmen istimlak edilir. İçeride olan gömülerin taşına bileni 1938’de alınmış, bir kısmı Şişli Ermeni Mezarlığına, yeniden defnedilmiştir. Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi yıkılır, mezar taşlarının bir bölümü şehir plancısı Prorst tarafından tasarlanan  ve Gezi Parkı olarak bilinen İnönü Gezisi Parkı’nın Asker Ocağı ve Mete Caddesi’ne bakan kısmında ve Yeni Cami’nin deniz doldurulduktan sonra oluşan ön meydanında kullanılır.

Gezi Parkı ile Pangaltı Ermeni Mezarlığı’nın karıştırılması ise şöyle açıklanır. İkisinin de hafriyatı çok kötü yapılır. Bunlar birbirine karıştığı için zannedilir ki orada bir “mezarlık” vardır. Oysa Mezarlık alanı Asker Ocağı Caddesi ile başlar, hafriyat sırasında bu cadde üzerinde olan bir burç da yıkılmıştır ve cadde trafiğe açılmıştır. Pangaltı Ermeni Mezarlığı, Gezi Parkı ile komşu komşuydu. Hatta 31 Mart İsyanında ölen kimi askerler de buraya gömülmüş, Enver Paşa’da “biz Ermeni-Türk tanımayız hep birlikte kardeşçe yatıyor artık vatan evlatları” diye çok ünlü bir konuşma yapmıştır. Sözlerimi İsmail Cem ağabeyimizin dilinden düşürmediği fıkra bitirmek istiyorum.

Ermeni Papaz, Kürt ve Türk yolda gidiyorlarmış, karınları açıkmış. Bir bağ görmüşler. Demişler bunlardan yiyelim sahibi gelirse de parasını öder, helallik alırız demişler. Başlamışlar üzümleri yemeye. Çok geçmeden bağın sahibi gelmiş, üçünün de kılığından farklı milletlere ait olduğunu anlamış, Papaz’a dönüp demiş ki, bunlar Türk ve Kürt, ikisi de din kardeşim sana ne oluyor “gavur” da benim malımı yiyorsun deyip Papazı öldüresiye dövmüş. Türk ve Kürt de seyretmiş. Sonra Kürt’e dönmüş ve demiş ki; bu benim ırktaşım, kanımdan, canımdan sana ne oluyor deyip Kürt’ü de öldüresiye dövmüş. Türk seyretmiş. Sonra da Türk’e dönmüş sen bilmez misin ki başkasının malı izinsiz alınmaz deyip Türk’ü de öldüresiye dövmüş. Adam giderken Kürt demiş ki, “la babo bu adam bizden zayıftır, güçsüzdür, nasıl üçümüzü de dövmüştür” Türk cevap vermiş… Biz en başta “Ermeni”yi dövdürmeyecektik .

Muhabbetle;
Murad Çobanoğlu.

  
 * :bazı kaynaklarda Fransızlar da denir
¹ :bugün Beyoğlu Belediyesi’nin olduğu yerdeydi.
² :Şişli Belediyesi 1954’de ilçe olur ve Beyoğlu Belediyesi hazinesinden ayrılır.
³ : 1580 sayılı mezarlıklar kanununun 167. maddesi gereğince,  bütün metruk mezarlıklar gibi kendisine devredilmesini talep eder. – (Miroğlu)

Fotoğraf: istanbulermenivakiflari.org