İNSANAT BAHÇESİ


Alış Veriş Merkezleri, popüler ismiyle AVM’ler gelişen Istanbul’un yeni yüzü. Bunu anlıyorum. Yeni gelişen uydu kentlerin hemen yamacına bir de AMV kondurmak olmazsa olmaz. Zira çağdaş bir uydu kent oluşturmak, o kette oturanların alış-veriş yapacakları bir de mekan olmak zorunda. Her Istanbullu’nun özel aracı yok sonuçta nereden gidecek sürekli kentin göbeğine.
Kaldı ki sineması, tiyatrosu, yeme içme mekanları, marketleri ile bir yaşam alanı oluşturmaları gerekiyor. Bu doğal bir süreç tabii dediğim üzere. İlk AVM’miz sanırım ablamla o sıradaki evimize pek yakın olan GALARIA AVM’di. Alt katında bir de bowling ve paten sahası vardı, halen de vardır sanırım. Ancak o ilk çekiciliklerinin ardından bize yine de unutturamamıştı BEYOĞLU’nu. Sırasıyla, AK MERKEZ, CAPITOL, CARUSEL daha niceleri eklenmişti. Üstüne üstlük yürüyen merdiven halk asansörü gibi yeni teknolojik icatlarla da tanıştırmıştı bizi. Artık "Alamancılar", bize o kadar da çok hava atamıyordu. Bu yüzden belki de çok sevmiştik bu AVM’leri.
Birbiri ardınca AVM’ler açılıyor, Istanbul’un en büyüğü, Avrupa’nın n büyüğü, en çok kapalı alana sahip, en çok açık alana sahip, en yüksek, en derin, en… en… en… diye devam ediyordu! Acaba farkında mıydık o yıllarda bizim, yaklaşık 9 kilometrekarelik alanıyla; dünyanın en büyük AVM’sine sahip olduğumuzu. Neresi mi? Tabii ki Beyoğlu!

Beyoğlu bir dikine ya da yataylamasına uzanan bir BETON YIĞINI olmadığı gibi dünyanın yaşam alanı en çok olan da AVM’sidir kuşkusuz. İçinde onlarca tiyatro –ki eskiden yüzlerceydi bilirsiniz- Sinema Salonu, hediyelik dükkanları, Kokoreççileri, Balık Pazarı, Kiliseleri, Camileri, Sinagogları, daha sayamayacağınız onlarca özelliğiyle AVM’cilerin sonradan başlattıkları hem YAŞAM alanı, hem de İBADET alanı, hem İÇME hem de YEME alanlarına sahip dev bir yapılar bütünü. Canınız sıkıldı mı? Balık Pazarıda Cumhuriyet ya da Pano Meyhanelerine uğrar bir kadeh içer keyif bulursunuz? Müslümansanız Cuma’yı Nazım Hikmet’in ecdadının yaptırttığı Hüseyin Ağa Camii’nde, Yahudi-Musevi iseniz Sept Gününü, ya Neve Şalom Sinagogunda ya da Şimdilerde cemaat azlığında Müze olan Zülfaris Sinegogunda Tanrı’ya bir dua okur, Hristiyan Katolikseniz ya Sent Antuan ya da biraz aşağıdaki Sent Maria'ya. Ortodosk iseniz Evangelistra Rum Kilisesi’nde; Gregoryan Ermeni iseniz Surp Hovhan Vosgeperan Kilisesi’nde girerdiniz “Pazar ayinine”.
Gece oldu mu da eski Nahum Tiyatrosu şimdiki Çiçek Pasajı’nda demlenir, eski birkaç ahbabınızla hasbihal eder neşenizi bulurdunuz.
Canınız sergi, konser salonu gezmek isterse o da mevcuttu. Hemen hemen her köşede bir kafe, bar, pavyon, ve sergi salonu da Beyoğlu Avm’de sizi beklerdi.
Geçenlerde de işte bu eğlencelerden birine ortak olmak için yakın dostum Ömer Lütfi Bakan’ın karma fotoğraf sergisi için Cezair Apartmanı'ndaydım. Ne muhteşem yapıdır mirim. Hiç yaşlanmayan kadınlar gibidir. Her daim iltifata mashardır anlayacağınız. Sonra sevgili dostum Zeynep Şebnem Çağlayan da bize eşlik etti ve yine daha önce de ben denizin yazdığı, dilinin döndüğü kadar anlatmaya çalıştığı Hazzopulo Pasajı’nda bir şeyler içelim dedik. Güzel bir demleme ıhlamur ikram ettiler. Sohbet de dostlar da güzel olunca vakit anlaşılmıyor ve ertesi günki programımızın aksamamsı için kalkmak da icap ediyor. Çıktık oradan Beyoğlu’nda yürüyoruz. Yanımızdan tranvay geçiyor… insan düşününce hangi AVM’de tranvay var diyor… sonra Yunan Konsolosluğu'nun hemen yanında bir bina çarpıyor gözümüze! Neo Klasisizm’in de Neo’su yani suyunun suyu bir bina. Beyoğlu’da azıcık Rumca’nız varsa, okursunuz AGORA RUMELIA yani Rumeli Han yazar mimar bu özel binayı ben yaptım der gibi de ARCHITECT falanca yazmadan da edemez. Okuyorum yazıyı “Demirören İstiklal” yazıyor… Dışı kaplama, hani bir dönemin modası alçıpan gibi ucuz bir kaplama…
Ne bina Neo Klasik!
Ne de anlayış…
Bu insanların KENT bilinci olmadığı aşikar. Beyoğlu gibi kendisi bir YAŞAYAN AVM olan bir mekana ne akla hizmet bir AVM açarsınız. Ha bir de yanındaki "Cercle d'Orient Apartmanı"nı da almak istiyor bu keramet-i kendinden menkul kent plancıları. Neymiş efendim EMEK SİNEMASI’nı koruyacaklarmış.
-Nasıl koruyacaksınız
DÖ: -12m yukarıda!
-Nasıl olacak o iş?
DÖ: - Efendim “duvarlarını sökeceğiz. 12m taşıyacağız! Altına da AVM ve otopark yapacağız.
Şimdi Demirören İstiklal ile bu çirkin yapının ilk noktası tamamladı. Binaları esir alan yangın gibi yan tarafa sıçraması içten bile değil. Nasıl bir alış-veriş çılgınlığı varsa insanların Beyoğlu gibi doğal akışı içinde kendisi bir alış-veriş merkezi olan bir mekan zayıf mı kalıyor ki tam binaların arasında bir başka AVM’ye ihtiyaç duyuyoruz.
Bu gibi insanlar tatil köyü denen İnsanat Bahçesine giderler ve oradan hiç çıkmazlar. “Antalya’dan bir portakal getirseydin diyenlere de –abi hiç çıkmadık ki tatil köyünden” derler.
İşte kent planı, işte kentçilik!
Karar sizin…
Böyle AVM’ye böyle Dış cephe kaplaması…

Muhabbetle;

Murad Çobanoğlu



18.03.2011::.