YAZ YAĞMURU'NDA BİR AŞK


“Hep sarıdır elbiselerim, ben bu rengi pek çok severim. Sonbaharı cicim, pek çok sevdiğim için, hep sarıdır elbiselerim.”


YAZ YAĞMURU



“Yaz Yağmuru’nda Bir Aşk ”



Yönetmen: Tomris Giritlioğlu
Senaryo: Ümit Ünal, Tomris Giritlioğlu
Yapımcı: Nilgün Sağyaşar
Görüntü: Yavuz Türkeri
Müzik: Münir Nurettin Beken (C. Debussy, “Clair de lune”)
Oyuncular: Ahmet Levendoğlu (Sabri), Pıtırcık Akerman (Genç Kadın), Selçuk Yöntem (Kambur), Meral Çetinkaya (Kalfa), Mehmet Güleryüz (Büyükbaba), Müge Akyamaç (Teyze), Fikret Kuşkan (Cambaz), Hümeyra (Madam), Nur Sürer (Sabri’nin Karısı), Suna Selen (Ayşe Hanım), Olgun Şimşek (Genç Kambur), Evrim Kıvançer (Küçük Kız), Cezmi Baskın (Kuşçu), Nilüfer Aydan (Büyükanne) 
Yapım Yılı: 1993
Süre: 95 dk.



Tomris Giritlioğlu Filmleri’ne, bizzat Kendisinden aldığım, ortalıklarda çok bulunmayan, ilk çalışmalarından olan, Yaz Yağmuru (1993) ile son veriyoruz. Yeni yazı dizisi bir dönem Tomris Hanım’la da çalışmış olan, Zeki Demirkubuz Filmleri üzerine olacaktır. 





Çocukken çok sık duyduğumuz şarkılar vardı, çocuk şarkıları. Çocuklar için yapılır ve çocuklara büyüklerin dünyasını anlatmak için kullanılırdı. Şimdiki zaman çocukları gibi o zamanlar bilmezdi çocuklar aşk acısını, gönül yarasını, kalp sızını. Bizim zamanımızdaki çocukarın, mini kuşları pencereye konar, minik kelebekleri uçuşur, pazara gidilir bir köpek alınırdı. Yönetmen işte bu çok özel belki de sonradan kaybolacağını tahmin ettiği “Mevsimler (Elbiselerim)” isimli çocuk şarkısıyla açmış filmi.


Hep sarıdır elbiselerim,
Ben bu rengi pek çok severim.
Sonbaharı cicim,
Pek çok sevdiğim için,
Hep sarıdır elbiselerim.



Ben bu rengi pek çok severim,
Hep yeşildir elbiselerim.
Ben bu rengi pek çok severim,
İlkbaharı cicim
Pek çok sevdiğim için,
Hep yeşildir elbiselerim,
Ben bu rengi pek çok severim.



Giritlioğlu’nun diğer filmleri gibi bu filmi de, 90’ların başında kalp krizinden kaybettiğimiz yapımcı, yönetmen Okan Uysaler’e adanmış. 



Film, Ahmet Hamdi Tampınar’ın aynı adlı öyküsünden, Tomris Giritlioğlu ve Ümit Ünal’ın kaleminden sinemaya uyarlanan başarılı bir edebiyat uyarlamasıdır. Filmde, ressam Mehmet Güleryüz’den Olgun Şimşek’e kadar çok çarpıcı isimlere de yer verilmiş. Olgun Şimşek’in“kalfa”nın oğlunun çocukluğunu, yetişkinliğini de Selçuk Yöntem tarafından canlandırdığı film, bir yaz yağmuru etrafında, radyodan Nazi Alman Ordusu’nun, düşüşünü ve Müttefik Devletlerin Berlin’e girişini anons etmektedir. 2. Dünya Savaşı’ndan arta kalan bir dünya ve onun insanlarını anlattığı film, Tomris Giritlioğlu Filmleri’nde pek sık karşı karşıya geldiğimiz “mekan”, “kostüm” ve “tarihi dokunun” yeni bir oyuncu gibi kurgulanması bu filmde de bizi karşılıyor. 



Yağmurda çılgınca, tekerleme söyleyen genç güzel bir kadın olan Pıtırcık Akerman’la köşkten onu seyreden, orta yaşlı bir adamı canlandıran, Ahmet Leventoğlu arasındaki, macera gibi gelişse de, yine tarihi dokunun, kostümlerin, mekanların ve eşyaların özenli bir şekilde kullanıldığı bir çalışma ile karşılaşıyoruz. 



Genç kadının, ona benzeyen teyzesinin biraz da, evin önemli ve ağır isimlerinden olan “kalfa”nın da etkisi ile başka bir insana dönüşmesini, fonda teyzesinin ve kendisinin geçmişi ile yeniden kurgulanması, ardından getirdikleri işlenen film insanı hiç olmadığı bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. 



Eski Istanbullu bir ailenin, tüm varlığından yavaş yavaş, kısa süreli uğraşlarla vazgeçmesini; sanki yeni Kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan değerlerden başka başka nedenlerle eskicilere verilmesi misali, Paşa Dede’nin de geçmişinden kalan eski, antika eşyalarından vazgeçmesi anlatılmıştır. 



Zaman zaman roman yazarının da iç dünyasını konu alan, fantezi ve romanı yazarken kurguladığı dünyanın gerçekliğine kapılan bir adamın öyküsü de tüm bunların içene özenli şekilde dağıtılmıştır. 



Filmde kullanılan köşkün, sonraları çıkacak bir yangında tamamen yanması yüzünden, yeniden bir köşk yaptırılmış, bu o dönemlerde çok sık gerçekleştirilmeyen yeni bir durumdu. 



Radyolu ve gramofonlu yıllarda, geçen öyküde neredeyse tüm tiyatro camiyası da destek vermiş, filmin bir ucunda, büyük küçük demeden rol almıştır. Filmde en çarpıcı şeylerden biri de şimdilerde çok popüler olan Olgun Şimşek ve Fikret Kuşkan gibi genç isimlerin filmde yer alması olmuş. Bu da yönetmenin genç yetenekleri keşfi ve değerlendirmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ispat eder olmuştur. 



Filmde bazılarımın Perihan Abla Sokağı, diye bildiğimiz Kuzguncuk’taki “Üryanizade Sokağı”da atlanmamış, tarihi dokulu filmin önemli mekanlarından biri olmayı başarmıştır. 



Filmde, Vapurları, kütüphaneleri, okuma salonları, eski Istanbul köşkleri şimdiki zamanda pek sık karşımıza gelmeyen hele hele de filmlerde çok sık göremediğimiz özenli mekanları da unutulmamış. 



Filmde kullanılan müzikler C. Debussy’nin “Clair de lune” adlı eserinden esinlenerek yapılmış, bize müthiş bir Debussy keyfi yaşatmaktadır. 



Hep beyazdır elbiselerim,
Ben bu rengi pek çok severim.
Kış mevsimini cicim
Pek çok sevdiğim için,
Hep beyazdır elbiselerim.
Ben bu rengi pek çok severim,



Hep mavidir elbiselerim.
Ben bu rengi pek çok severim,
Yaz mevsimini cicim
Pek çok sevdiğim için,
Hep mavidir elbiselerim,
Hen bu rengi pek çok severim





Piyasada kolay kolay bulamayacağınız, bu özenli “edebiyat uyarlaması”nı TRT’nin nostalji kuşaklarında bulduğunuz vakit kaçırmamanızı öneririm. 



İyi izlenceler...
Murad Çobanoğlu