Dünya’ya Rağmen, Bir Aydın! Komünist Partiye Rağmen, Bir Katolik! Kiliseye Rağmen, Bir Eşcinsel! P.P. Pasolini;

Dünya’ya Rağmen, Bir Aydın!
Komünist Partiye Rağmen, Bir Katolik!
Kiliseye Rağmen, Bir Eşcinsel!
P.P. Pasolini;


Hayatı boyunca farklılıklara, farklı olmak için değil, doğası gereği imza atmış bir şahsiyet olan Pier Paulo Pasolini’nin ilk filmini izlediğimde henüz 17 yaşındaydım…

O zamanlar böyle bir yazı yazmak aklıma bile gelmezdi. Ama şimdi “doğmatik” bir hayat düzlemi altında yaşayınca hatta “kim vurduya giden kişilerin” sayısı giderek arttığında bu yazının anlamlı olacağı kanaatindeyim. Hepimizin zaafları var. Pasolini’nin de zaafları vardı. Ölüm sebebi olarak bu gösterilse de nasıl ki, Hırant DINK ağabeymize ateş edenler “bir Ermeni’yi daha öldürdüm” diye bağırmışsalar, P.P.Pasolini’yi öldüren İtalyan basını, sözde aydınları, gerek kilisenin gerekse komünist partinin içindeki “sözde özgürlükçülerin” söz konusu olan gazeteleri “onu sanki zaaflarının peşinden giden ve yine zaaflarının kurbanı olan biri olarak ucuz ve adeta “su testisi su yolunda kırılır” gibi yansıttılar. Nitekim ben de ölüm nedeninin bu kadar basit olduğunu düşündüğüm için, onu ve düşündüklerini anlayamamıştım.
Ne yazık ki ölümü üzerinden onca sene geçse de dünyada ki “aydın ölümüne eklenmiş bir halka haricinde hiçbir şey bilinmedi, bu olay hakkında.

Belki de dünyada aydın olmanın ödülü bu dünyada yaşamamaktı(r)(!)

Pasolini’nin Retrospektifi niteliğinde ki bu seçkiyi daha duyum aldığımda heyecanlanmıştım. İnsanların Pasolini’yi tanımaları için bir fırsat daha demiştim. Çünki şu yaşadığımız dünyada hem Pasolini hem de onun ardından gidenler, çok önemli olmaya başladılar. Aydın olmak salt inkar etmek değildi Pasolini için, onun aydınlığında “inkar” yerine “yerine koyma” vardı. “Matyas’a Göre İncil”de Kutsal Kitap’tan aldığı sözleri, hiç değiştirmemiş, adeta bakın hepsi bize öğrettiğiniz “kitpta” var, demiştir doğmatik dünyaya.

“Salo ya da Sadom’un 120 günü”nün bu yılki gösterisi yine umulduğu üzere “midesi bulanan”, “iki eliyle gözlerini kapatan lakin, parmak aralarından perdedeki yansımayı izleyen insanlarla geçti.

Dilenci filminde öyle bir sahne vardı ki beynimden çıkaramıyorum. Dilenci ve arkadaşları açlar ve kentin “Koruyucu Azizi”ne yalvarırlar. Kesme. Ellerinde yiyecek torbaları. Sonra makarnaları pişirmek için bir başka arkadaşlarının evine giderler, arkadaşları onları “fakirin bir lokma ekmeği varsa onu da bölüşür” diyerek karşılar. Makarnaları evin kadınına teslim ederler ve pişirmek için beklerler.
Ancak, ne yazık ki “makarnanın” pişmeyeceği tutar ve diğer arkadaşları sabırsızlanır. Dilenci ev sahibini içeri çağırarak, kendilerine hakaret etmesini, kendisinin de diğerlerini kışkırtacağını aksi halde pişen makarnanın kimseye yetmeyeceğini söyler. Plan işler, arkadaşları kızgınlıkla dışarı çıkarlar ancak dilenci onları atlatıp geri dönemez, çünki yolda sürekli peşinden koştuğu kızı görür. Ve kızın peşinden gider. Bu kısa sahnede bile neredeyse tüm hayat anlayışını özetlemeyi başarmıştır Pasolini.
Ben bu seneki “İKSV Ekibi”ne yürekten teşekkürlerimle bitirmek istiyorum bu yazımı.
Kaldı ki şunu da eklemeden edemeyeceğim. “öğrenciliğimde bilet fiyatları yüzünden” protesto edip “eski yönetimle” arası limoni biri olarak, Pasolini sayesinde “Festivalle” tekrar barıştım. Nice Pasolini Filmlerine…

Nur içinde uyu P.P.PASOLİNİ…

Saygılarımla;
Murad ÇOBANOĞLU