TELEVİZYON VE İNSAN AHLAKI ÜZERİNE

Ortamın denetimsizliği sayesinde, yani çok "kanallı" televizyon dönemlerinde, kanallar çok fazla dolmuş, ancak insan ahlakını temizleyecek bir sistem ise bulunamamıştır. Özellikle ülkemizde televizyonun "pat" diye gökten zembille bırakılması sonucunda, işleri televizyonla ilgisi olmayan ve günümüzde "medya patronu" etiketi yapıştırılan, insanlarla dolmuştur. Sinemamın büyüsünün maddi imkansızlıklar yüzünden sönmesi yüzünden, insanlar sinemadan uzaklaşmış, sinema ise bu uzaklaşmanın maddi kayıplarını ortadan kaldırmak için giderek yozlaşmıştır.

İhtilal günlerinde insanların televizyon ekranından sürekli "Hasan Mutlucan"dan türküler dinlemesi sonucunda; sinema ikinci doğuşunu biraz da Venüs'e özenerek "seks ve kan" içinde gerçekleştirmiştir.

İtalyan seks filmlerinin, izlenip mevcut senaryolarının Türkçeleştirilmesi sonucu, ortaya başlangıçta istenmeyen komikliler çıkmış, sonraları ise filmler değil, bu komik sahneler tutulmuştur.

İhtilal günleri bittiğinde; "Özallı Dönemler"de, insanlar tekrar televizyonu keşfetmiş ve artık maddi olanaksızlıklar yüzünden, alınamayan "televizyon kültürü" her eve "kupon karşılığı hediye" olarak sunulmuştur.

İşte bu yeni ve çok kanallı ve adeta "kanalizasyon" şebekesini toparlamak ve düzene sokmak için, yine bu sistemi getirenler tarafından, RÜTÜK, icat edilmiş ve bu televizyon jandarması, özel TV'lerin başına getirilmiştir.

Artık televizyonlar canı ne isterse yayınlayamıyorlar ya da herhangi bir partinin siyasal düşüncelerini kolaylıkla övüp göklere çıkaramıyor ve çıkaranlar hakkında "Ekran Karartma" cezası uygulanıyordu.

Tabii ki toplumsal ahlaktan dem vurup da, bundan herhangi bir "pay" alamamış insanlar, bu sistemi de "Digital Yayın" yöntemiyle delecekler ve uzmanların bile üzerinde çalıştığı fakat daha henüz kimsenin bir açınım getiremediği, "Türk Aile Yapısı" adlı kurumu bir kez daha "dumur" edeceklerdir.

Buraya kadar televizyonun ve onun takipçileri hakkındaki olayları bir öykü diliyle anlatmak istedim. Çünkü bütün bu olayları bizzat yaşamama, yani birinci elden tanık olmama rağmen; bana bile hala "öykü" ve biraz daha abartırsak "masal, mitos" gibi geliyor.

Geriye baktığımda sanki bende BBG'lerle yahut SİTCOM'larla büyümüşüm gibi hissediyorum.

Bizim şu meşhur; "Türk Aile Yapısı" içinde "karşı komşumuzun kocası ne iş yapıyor, eve kaç para getiriyor, kızı neden ezan vaktinden sonra ve nereden geliyor." gibi düşüncelerimiz oldukça daha biz; BBG1, BBG2, BBG3 .. BBG 3768'lerle bile yetinmeyiz herhalde.

Toplumsal yaşantımızda bile artık SİTCOM'larda izlediğimiz hayatları yaşıyoruz. Kardeşimiz bizim tabağımıza çatalını uzattığında "aklından bile geçirme bücür" diye hitap ediyoruz. Tabii ki, çocuğun bize cevabı gecikmiyor; "sen git sivilcelerinle uğraş, böyle dolaşırsan herkes seni Kurbağa Prens Masalı'ndan kaçmış sanacak" gibi laf dalaşları içine girişiyoruz.

Ayrı bir olgu da yine "Türk Aile Yapısı" içinde herkesin "meşhur" olma isteği. Bu istek karşısında öyle bir çekim kuvvetine uğruyoruz ki, Şark'ın Dinor İlçesi'nden bir kız ya da erkek, DJ, VJ, manken, şarkıcı, türkücü olmak için koşup geliyor.

VJ'ler, DJ'ler yani "Video Disk Jokey" ve "Disk Jokey"ler ise aslında çok önemli insanlardır. Özellikle Dj'ler, Avrupa'da asıl müzik yapan kişilerdir. Bizdeki gibi yüz güzelliğiyle, konuşma yeteneği ters orantıda olan insanları VJ yapmaz onlar!

Bizdeki bu "yetenek" dolu "meşhur" olma isteğini bir kenara bırakıp, şöyle "objektif" bir değerlendirme yapalım.

Bakın Türkiye'de onlarca konservatuar, bir o kadar sanat merkezleri ve on binlerce kurs var. Bu insanlar - yani buralara ömürlerini veren, girmek için kırk bin teraneyi aşan ve en az dört yıl boyunca okuyanlar - sanırım "aptal" ya da bu "fazla yetenekli arkadaşlar" öyle sanıyor.

Hayır. kardeşim, sen de git bir yarışmaya yahut sözü geçen bir gece kulübümüzün önünden çıkan bir "ünlüyle" basıl, ya da ne bileyim; bir şekilde televizyonda gözük bitti, gitti.

Ne gereği var yıllarca sınavı kazanacağım diye kendini parala.

Hadi, sınavı kazandın diyelim, dört sene boyunca oku.

O kadar harç - biz öğrenciler kendi aramızda bu paranın adına; haraç deriz - öde.

Eee. Sonra ne olacak.?!

Seksenlerine basacaksın ve kütüphanene bir "ödül" bile koyamayacaksın.?!

Ben bu arkadaşlara sesleniyorum..!

Yol yakınken bu işlerden vazgeçsinler.

Memlekette yeteri kadar oyuncu, manken, yazar, ressam, şarkıcı, türkücü - yani "komple sanatçı" - var. Biz kendimize başka bir "boyutta" iş arayalım!

Murad ÇOBANOĞLU

BU YAZI MSM GAZETESİ'NDE YAYINLANMIŞTIR::.

27.10.2007