MARTILAR SİMİTE, İNSANLAR PARAYA AÇKEN



“Para var Şeref var, para yok Şeref yok”

MARTILAR AÇKEN

“Martılar Simite, İnsanlar Paraya Açken”

Yönetmen- Senaryo: Bülent Pelit
Yapımcı: Kenan Yılmaz, Hidayet Pelit, Pervin Oya Gülcüoğlu
Görüntü: Levent Pelit
Müzik: Erhan Güleryüz
Oyuncular : Meral Oğuz (Mehtap), Umut Ulaş (Akın), Ümit Belen (Polis Metin), Murat Şen (Hikmet), İstemi Betil (Cinci Hoca), Haldun Boysan (Kaptan), Ümit Çırak (Şeref), Özge Uyar (Hande) ve Durul bazen (Oyuncu Konuk)
Yapım Yılı: 2002
Süre: 90 dk

Erkek çocukları birbirine küfür ettiklerinde genelde çok da uygun olmayan bir şeyi, “anne” imgesini kullanırlar. Ancak bir şeyin “gerçek” olduğunun ispatlanması için bile edilen bir “yemin olan”; “anam avradım olsun” sözü akla gelince bu sözlerin hayatımızda “hiç yeri yokmuş” gibi kullanılması, sanki “beni seviyor musun” kadar kolay sözlediğimiz sözlerdendir.

Yine başka hiçbir kültürde örneği olmayan “özelliklerden biri de”, “genelevde çalışan kadınlara, müşterilerinin bacı ya da abla” demesi olabilir. Yönetmen, Bülent Pelit, bu özenli ve bilinmeyen dünyayı dünyayı bizlere çok özel bir dille anlatmış. Açıkçası vizyon şansı yaşamamış bir film olan “Martılar Açken”in çekildiği zamanı bilmeme karşın, izleme şansına ancak “DVD”si çıkınca erişebilmiştim. Çeşitli insanlardan film hakkında kah olumlu kah olumsuz izlenimler duydukça filme olan ilgim ve merakım daha fazla olmaya başlamıştı.

Cinsel hayatı da yaşadığı hayat kadar karışık olan bir çocuktur Akın. Film annesi “hayat kadını” olan bir çocuğun, hayatıyla onunla hiç de ilgisi olmayan bir “mütedeyyin polis”in hayatların nasıl çakışabildiğini sorguluyor. İnsanlar hayatlarını değişmek ve “amiyane ve günün moda değimiyle” “yırtmak” üzerine kurarlarsa neler olabileceğini çok çarpıcı ve özenli tespitlerle anlatan film “annesi hayat kadını” olan bir çoğunun gözünden “bu acımasız hayatı” anlatıyor. Meral Oğuz'un görülmesi gereken performansı, iyi bir film olan ve hatta bu performansı sayesinde “Antalya Altın Portakal'da” “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü almıştı.

Akın, babası olmayan, annesinin de “genelevde değil”, bir “pezevenk” sayesinde “kendini satan bir kadın” olması onun hayata zaten bir sıfır mağlup başlaması anlamına gelmişti. Üstüne üstlük bir de “sara hastası olması”, “uyuşturucu kullanıp”, çoğu kullanıcı gibi “satıcısı olması” da onun hayat ve yasalar karşısında yenik olmasının nedenlerindendir. Annesini çalıştıran “Kaptan” isimli bir adamdır. Bu tip adamlar, gerçek hayatta da kendi isimleriyle değil, bu hayatın insanları tarafından ona çizilen kaderlerle ve isimlerle yaşarlar. Yönetmen bunu çok çarpıcı bir anlatımla bize sunmayı başarmış. Kaptan, Mehtap'ın tüm birikmiş parasını ve umutlarını da alıp kayıplara karışmıştır. Ancak bu dünyanın insanları onu bulmayı da başarabilir. Film, Kaptan'ı arayan “Süslü İhsan” isimli başka bir kadın satıcısının “akıbeti ileride Mehtap”la aynı olacağı belli olan bir genç kızın “pazarlanma” diyaloğuyla başlıyor.

Öte yandan yıllardır “kendi idealleriyle ve çevresiyle” yaşayan bir emniyet görevlisi olan Metin'in “sert bir kayaya” çarpması ve “işkence ettiği insanın hatırı sayılır bir kişi olması yüzünden, her ne kadar kendini “olumlu olarak gösterse de” “işsiz” kalmıştır. Her işsiz kalan insan gibi de “hayatı alabora olmuş, yanlış insanlarla baş göz olması da kaçınılmazdır.


Akın'ın en yakın arkadaşı da yıllardır nefret ettiği biri olan Kaptan gibi bir kadın satıcısıdır. Murat Şen'in oyunculuğu ile başka bir dünya'da kapı açılır. Genelevde çalıştırdığı kadınını Hikmet yanındaki Akın'dan kıskanır. Kadınla birlikte olmak ister. Ancak kadın yorgun olduğu için ve “bu işi” yapmaktan sıkıldığı için istemez. Buna karşın, kadını çalıştıran Hikmet, başka bir yere kadının “çantasına saldırır” eve “Rus Kadınları” getirir. Çıkan gürültü sonucu, evdeki kadın uyanır ve kendi parasıyla ve de Rus Kadınlarıyla ilişkiye girmeye çalışan Hikmet ve Akın'a bağırır, kadınları “geldiniz işlerimiz bozuldu” diyerek evden kovar. Bu da çok çarpıcı bir tespittir. Yurt dışından Türkiye'ye “hayat kadınlığı” işi yapmak için gelen kadınlarla, bu işi burada “yasal olarak yapan” kadınların arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir.

Filmin en özel diyaloglarından biri de Kaptan'ın oğlu Şeref'in kendisine satılması istenen kız ile ilgili kurduğu diyaloglardır. Kızı sanki bir “ikici el araç ya da at pazarında satılan bir at gibi” pazarlayan ve öyle diyaloglandıran film, çok rahatsız edici ancak bir o kadar da hayatın içinde olan diyaloglardan oluşmaktadır.

Para var “Şeref” var, para yok “Şeref” yok!

Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk olan Akın'ın babası da belli değildir. Annesi gerek onu koruması gerekse kendisini bu hayattan kurtarması için sürekli sığınaklar aramış ancak “bu dünya içinde de” tarife uygun bir insan bulunamayacağı için daha çok batağa batmıştır. Sonunda “Kaptan” tüm mal varlığını alıp kayıplara karışmıştır. Bir önceki sahnede satılması düşünülen “kızın”, Mehtap'ın ayaklarının altına düşmesi, onunla olan “kader bağını ve birlikteliğini” ileride başına gelebilecek davranışları hayal gücümüze bırakmaktadır. Akın, annesi bir hayat kadını olan biri olarak, gelen yabancı uyruklu hayat kadınlarına davranışı da görülmesi gereken sahnelerdendir. Mehtap, hem parasını hem de umutlarını çaldırmıştır. Evde var olan tek şey olan, alkolle kendisini teselli etmek istemektedir. Alkolde kendini teselli eden her insan gibi o da söylenen sözler karşısında kendisini kaybetmiş ve oğluna sunamadığı imkanların üzüntüsünü de yine ondan çıkartmıştır.

Metin'in “Kaptan”la hayatının çakışması da uzun sürmez. Polis, Mafya, Tarikat üçgenini farklı bir bakış açısıyla gündeme getiren filmde, Cinci Hoca, hem insanların paralarını hem de onların ırzlarını gasp etmekte, çocuğu ve kocası ile gelen bir kadının başından neler geçebileceğini de yine çok “rahatsız edici” ama bir o kadar da hayatın içinden olan bir planla kapatır.

İnsanlar iki dürtüden kolay kolay kurtulamazlar, bunlardan biri “açlık” diğeri de “cinsel haz istedir”, Akın için de “kadınlar” yahut erkekler çok önemli değildir. Bu dürtünün giderilmesi yetmektedir.

Hoca'nın tavrından hoşlanmayan Metin, Kaptan ile kendisi arasındaki tek bağ olan “ticari taksinin anahtarını” vermek üzere Kaptan'ın mekanına gider. Ancak kendisi “atılmış olsa bile” ve üstünde bir üniforma” olmasa da simgelediği değerler için, onların masasına oturmaz. Bir öndeki masaya oturur ve Kaptan'ı kendi “masasına” çağırması dikkate alınması gereken jestlerdendir.

1915 olaylarının tartışıldığı şu günlerde, dikkatle izlenmesi gereken bir yapıya sahip olan film. Tehcirden kaçan Anadolu Ermenileri'nin kaçarken gömdüğü düşünülen servetlerini çıkarmaya çalışan, Mafya, Tarikat ve Polis üçgenine de çok farklı bir kesit çizmekte. Hocanın tavsiyesi üzerine “babası belli olmayan” bir çocuğun kazı yapması gerekmektedir. Bu tarife Akın bire bir uymaktadır.

Bu sırada annesi bir pavyonda çalışmaya başlamıştır. Pavyona gelen iki kişi kendini turist olarak tanıtır. Yanındaki arkadaşı bildiği az buçuk İngilizce ile pazarlığa koyulur. Mehtap için 100 Dolar, kendi için 200 Dolar istemesi bu işte insanların, en yakınındakini bile para için nasıl hemen satabileceğini gözler önüne getirir. Ancak, bu zamana kadar “karın doyurmak için”, şimdi ise “turistlerden fazla para koparmak ve vurgun yapmak istedikleri” ve hırslarına engel olamadıkları için bu kez başka birinin karnını doyururlar.

Filmde martılara atılan simit misali onların simitle, insanların ise “para” karşısındaki açlığı çok da sıradan olmayan ve her defasında tekrarladığım ifadeyle çok rahatsız edici ve bir o kadar hayattan bir ifadeyle bizlere sunuluyor.

Bir erkek gözünden, kadın “imgesine” bakış açısı takdir edilmesi gereken bir film. Kadınların bu filme sahip çıkması gerekmekte, tabi önce içinde oldukları “erkek ruh yapısından” kurtulabilirlerse.

Paranın insanlara, annesinin hayat kadını olmasına, oğlunun sevdiği adam tarafından tacize uğramasına, idealleri uğruna mesleğinden vazgeçen bir polisin, yozlaşmasına, Akın'ın annesinin ölümüne neden olan biriyle dostluk kurmasına, hayat kadınlarının birbirini bir anda nasıl satabileceğini, çok çarpıcı bir dille ve sahnelerle gözler önüne sergileyen bu filmin DVD'sinin bir an önce film sever daha da önemlisi film işiyle meşgül olanların edinmesini tavsiye ederim.

İyi izlenceler.

Murad Çobanoğlu