MARTILAR AÇKEN'İN YÖNETMENİ BÜLENT PELİT'LE AKŞAMÜSTÜ SOHBETİ

UYARI: Bu yazının hiçbir bölümü, hiçbir cümlesi, yazarın ve site yönetiminin izni olmaksızın kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal takibat yaptırılacaktır!

Öncelikle bir sinemasever olarak, bana kendi dünyasının kapılarını sansürsüz açan Bülent Pelit'e ve Martılar Açken'in diğer üretici ve emektarlarına sonsuz teşekkürler ederim.
Sinemacı bir ailede büyümek nasıl bir duygu, bunun avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Sinemacı bir ailede büyümek bu mesleği tercih edecek insanlar için büyük bir avantaj. Bende bu avantajı en iyi şekilde kullanmaya çalıştım. Henüz altı aylıkken kamera ile tanışmak büyük bir şans. İster istemez setlerde büyüyorsun. Hemen hemen sinemanın bütün kuşaklarına tanıklık ettim. Türk sineması henüz yüz yaşını bile doldurmamış, bu sanatın Türkiye de bir yerlere taşınmasına öncülük etmiş insanlarla yoğruldum. İlk filmimin görüntü yönetmeni, Susuz Yaz (yönetmen Metin Erksan, 1964), Kızılırmak Karakoyun (yönetmen Ö. Lütfi Akad, 1967) gibi baş yapıtlara imza atmış Ali Uğurdu. Şimdi yaşıt yönetmen arkadaşlarımın bile adını hatırlamakta bile zorluk çektiği biriyle bu işe merhaba demek, hayatımın en önemli hadiselerinden biriydi. Orhon Murat Arıburnu, Bülent Oran çocukluk sürecimin kahramanlarıydı, onların dünya görüşleri, insani duyguları, bana ve aileme kılavuzluk etti.

Var mı? Bizim bilmemiz gereken bir anı diyelim o günlere dair.

Bülent oran isim babam...

Biliyorum, o anıyı istedim aslında.

Hatta ismimi Bülent koydukları için Orhon Bey babamla bir süre konuşmamış kendi ismi koyulmadı diye. Benim ilk ve tek bisikletimi alan kişidir Bülent Oran. Annem anlatır üç dört yaşlarındayken kırmızı bisiklet varmış vitrinde. Hep oraya geldiğimde durup oraya bakıyormuşum. Bir laf arasında duymuş Bülent Oran, hemen koşup bisikleti alıp gelmiş. bir gün eve geldik kapıyı açıp, birde ne göreyim meydanda kırmızı üç tekerlekli bisiklet dünyalar benim olmuştu. Sanıyorum beş yaşındaydım. Bülent Oran çok iyilik sever biriydi. Birçok kişiye maddi katkılar yapardı ve bunu yaparken kimliğini afişe etmezdi. Gizlice yapardı. Babamı aracı kullanırdı. Bir iyiliksever yolladı derdi babam insanlar. Asla ismi telaffuz edilmezdi. İstemezdi nefret ederdi bundan. En ufak konusu bile olsa o sakin adam değişir öfkelenirdi. Orhon Murat Arıburnu bir fikir insanıydı. Dünya görüşü çevremde en çok gelişmiş insandı. Sıkça bize gelir sıkça biz onun evine giderdik. Onun pişirdiği yemekleri yerdik. Gece on birde kapımızı bir kutu tatlıyla çalar ben geldim derdi. Bizler onlu yaşlardaydık on iki on üç gibi. Ertesi gün okulumuz olmasına rağmen oturur onun sohbetini dinlerdik. Şiirlerini ilk bize okurdu. Muhteşem bir insandı kısacası. Beş yaşındaki bir çocukla beş yaşında olurdu. Hiçbir zaman kibir nedir görmedim bu insanlarda. Sadece aklımda kalan tek negatif tarafı sabah sete çıkacağı vakit evden çok zor çıkardı. bıyığını taraması sadece bir saat sürerdi. kıyafetine çok dikkat ederdi. takım elbisesi ve fötr şapkası eksik olmazdı. papyonu tabi ki değişik bir insandı. Bu insanlar sete girdiğinde diğer settekilerin adeta kalbi dururdu. inanılmaz bir karizma vardı anlayacağın. çıt çıkarmak bile cesaret isterdi. böyle dehalar kolay kolay gelmiyor sinemaya. piyasaya çok fazla uymamış biriydi iş filmi yapma kolaylığına gitmedi. hep bir derdi oldu sinema ile ilgili.

Mesleğe montajcı olarak başlamanız film çekerken size ne gibi bir avantaj sağlıyor?
Montaj bir filmin olmazsa olmazıdır bana göre. Montaj bilmeyen birinin yönetmenlik yapması, eşyanın tabiatına aykırı ama bizim ülkemizde şu an en kolay seçilecek mesleklerden biri oldu sinema ne yazık ki. Adamın biri türkü söylerken sıkılıp yönetmen olabiliyor, sorduğun zamanda şu cevap geliyor, Allah kahretsin korsan ve İnternet'te şarkıları indirilmesinden para kazanamıyoruz, sinema da şimdi daha çok para var onun için müziğe ara verdim sinema yapıyorum. Ne yazık ki, sinemanın 2010 yılı itibarı ile fotoğrafı budur. Aslında hiçbir şey bilmene gerek yok, biraz popüler ol, paran olsun, buna birazda piyasa yavşaklığı kat kimse seni tutamaz.

Çevrenizde bu kadar imkan varken, ilk uzun metrajlı filminizi çekmek için çok beklediğinizi düşünüyor musunuz?

Ben yaşadığım yıllara göre piyasanın en erken yönetmenlik yapan şahıslarından biriyim. 87 yılında yani 22 yaşında iken ilk uzun metrajlı filmimi çektim, o zaman video sektörü yoğundu sinema düşüşteydi, video filmi olarak kotardım ve yukarıda bahsettiğim gibi görüntü yönetmenim Ali Uğurdu. Hiçbir şekilde de geri kaldığımı düşünmüyorum, ama o zamanlar Yeşilçam'da şöyle bir şey vardı, had bilme. Ben her zaman haddimi bilen biriydim. Hiçbir zaman ustalarıma saygısızlık yapmadım, onların işlerini elinden almak için entrika çevirmedim, ürettikleri işlerden beğenmediğim olduğunda dahi onlara ya ben bunu sizden daha iyi yaparım diye ukalalığım olmadı. Kimseyi eskimiş olarak görmedim. Hala ustalarımı bayram seyran ararım, tabi bir çoğu rahmetli oldu. Buradan Semih Evin, Sırrı Gültekin, Nejat Saydam, Oksal Pekmezoğlu, Mehmet Aslan, Remzi Jöntürk, Orhan Aksoy hocamı rahmetle anıyorum. Unuttuğum isim varsa da aflarına sığınıyorum, haklarını helal etsinler. Şimdi bazı yeni sinemacı arkadaşlar kendilerini milat olarak görüyorlar, kendilerinden önce Türk sineması diye bir şey olmadığını düşünüyorlar, işin kötüsü bunu telaffuzda ediyorlar. Eski Yeşilçam'da saygı çok yoğundu, sevgi idare ederdi, şimdiler de ne saygı ne sevgi. Herkes bir gemi yapıp yüzdürme peşinde, işin kötüsü kaptanlığı bilen yok, gemiler ha bire denizin dibini boyluyor, ya da karaya oturuyor. Bir dipnot daha söyleyeyim montaj konusunda, ben ekmeğimi yıllarca montajdan kazandığım halde, bu konuda alçak gönüllükte göstermem kusura bakmasınlar. Dönemin en iyi üç kişisinden biriydim, ama sinema filmimde iki montajcı arkadaşla çalıştım, aslanlar gibi de jeneriğe onların ismini yazdım. Kendi ismimi oraya ilave etmedim. Montajın "m" sini bile bilmeyen bazıları profesyonel bir montajcıyla çalışıp, oraya kendi ismini de sıkıştırıyor montajcı olarak. Bu ne hırstır kardeşim, yönetmenisin, yapımcısısın. Senaristisin bırak montajcı olarak da bu işe emek veren insan tek olsun, bir ödül alınacağı vakit o insanda onore olsun.

Müzisyen geçmişinizden de bahseder misiniz? Bunun size kattıkları.

Nasıl yani beni başkalarıyla karıştırdınız herhalde, benim müzisyenliğim yok. Hiç bir alet çalmasını da bilmem. Hoş saz çalmayı çok isterdim ama kulak müsait değil bir iki de uğraştım ama solaklık engelledi. Tam aksine sonra duydum ki arif sağ varmış solak bu işin virtüozu, geç kalmıştım.

Solaklık müzisyenliğin önderidir derler ama. Ayrıca düzelteyim, affedersiniz. Hiç bir pikap doldurdunuz mu? Yani şimdilerde şarkıcılar yönetmen oluyor ya.

Pikap derken yıllar önce oynadığımız bir film müzikaldi. Mihrican Bahar adında bir türkücü baş roldeydi. Filmin içeriğine uygun bir şarkı yapılması gerekiyordu.

Hidayet Pelit'in filmi yani babanızın, doğru mu?

Evet babamın. zaten babamdan başka kimse beni filminde oynatmadı. birde adam yoktu Sırrı Gültekin'e asistanlık yaparken otel katibini oynadım.

Bunu özel bir "not olarak" düşmemi ister misiniz? oyunculuk zanaatiniz devam etsin.

tabi neden olmasın.

nerede kalmıştık

O film için müzik gerekiyordu.

Zira pikabı bulan biri olarak ses oyunculuğu bence çok iyiydi.

bir gün bizi bir stüdyoya götürdüler. ses kayıt stüdyosuydu.

evet

içeride Müşerref Tezcan vardı kayıtta. o zaman çok popülerdi. karnı da burnundaydı kadıncağızın bizim elimize bir yazı verdiler şunları ezberle diye. bağır çağır ağla zırla. prova yaptık. sonra ablam ben Mihrican hanım girdik kayıda. bir kaç saatin sonunda bizimde ilk ve son 45'liğimiz olmuştu. ama inan bende bile yok kayıdı. canım türkücü film çekiyorda biz bir türkü patlatınca çok mu oluyor.

ben de var buyurun...

hadi ya. gerçekten mi. sen ne korkunç bir arşivcisin. başka değişik kayıtlarımız çıkmaz inşallah senden

yok canım denk geldi diyelim... zira sahibi ben değilim...

inşallah biliyorsunuz günün Türkiye'sinde 5 dakikada bir bir kayıt çıkı veriyor bir yerlerden. uygun bir zamanda ver de bari bende kayıt edeyim kendime. Facebook'dan yayınlarız bakarsın bizi keşfedip yeni kaset yaparlar. çok sevinirim bana da dijital bir örneğini gönderirseniz. gücümüz facebook'a yetiyor.

Olmaz olmaz. A evet orası ayrı bir gayya kuyusu... şimdi insanlar filmleri bile oradan yayınlıyorlar.

Dediğim gibi insanlar hadlerini bilecek. Ama halkımız mazlumlaştırıldı, sadaka kültürü meşrulaştı, mazlumlarında "Mahsun Sinemacısı" olması normal.

Oyuncu olarak da sizi gördük, bunun avantajlarını değerlendir misiniz

Oyunculukta da yeteneğim sınırlı, iki yıl tiyatroda da oynamama rağmen kendimi hiçbir zaman yeterli görmedim. O kadar üst seviyede oyuncuya sahibiz ki, onları izlerken gurur duyuyorum. Tabi üst seviye de yönetmen arkadaşlarımda var ve ortaya çok başarılı işler çıkıyor.

Film çekerden dikkat edilmesi gereken unsurlar nelerdir?

Film çekerken en çok dikkat edilecek şey iyi bir senaryo ortaya çıkarmaktır. Ve o senaryoya inanmak ve oyuncu olarak çalışacağınız insanlarında senaryoya inanması çok önemlidir. Ben bunun sıkıntısını çok çektim. İnsanlar ilk önce balıklama atlıyorlar, ondan sonra şu şöyle olsaydı, böyle olsaydı diye ahkam kesiyorlar, oyunculara tavsiye inanmadıkları projeye girmesinler, yönetmen arkadaşlarda samimiyetsiz oyuncularla çalışmasınlar, bir oyuncu sonuna kadar projenin arkasında durabilmelidir, insanı en çok yaralayan bu durumlar oluyor. Yoksa film elbette eleştirilecek bazıları beğenecek bazılar beğenmeyecek, zaten herkesin beğendiği bir film yaparsam kendimden şüphe ederim ve başarısız olduğumu düşünürüm.

2010 yılı itibarı ile fotoğrafı budur. Aslında hiçbir şey bilmene gerek yok, biraz popüler ol, paran olsun, buna birazda piyasa yavşaklığı kat kimse seni tutamaz.

Onlarla aynı ortamı paylaşmak sizi rahatsız etmiyor mu peki. Mesela film yönetmenleri derneğini.

film yönetmenleri derneğinden uzaktayım şu an.

Martılar Açken'i ben "Martılar Simite, İnsanlar Paraya Açken" diye yazmıştım bu tespiti nasıl buldunuz?

Tespitin çok güzel Martılar Açken'i bir cümleyle çok güzel özetlemişsin, teşekkür ediyorum.

Elimden geldiği kadar izleyiciye yardımcı olmaya çalışıyorum. Filminiz hakkında çok fazla eleştiri dönmüştü, hatta Altın Portakal'da dahi bazı lobiler yapılmıştı nasıl değerlendirdiniz?

Evet bazı sinemacılar bana ve filmime yarışmada iki yüzlü davrandı. Martılar Açken seyri zor bir filmdi, seyircinin sabrını ve hoşgörüsünü provoke eden bazı sahneler içeriyordu, bu gaza bazı sinemacılarda geldi. Çok ilginç cümlelerle muhatap oldum. Festivalin en tartışılan filmiydi, hoş o yıl üretim çok azdı toplam yedi film vardı yarışmada. Birçoğuna göre zaten film adedi fazla olsaydı ön elemeyi bile geçecek film değildi, tabi saygı duyarım bu düşüncelere. Ama festivalin verdiği bir kokteylde, ki o sabah bizim filmimizin galası yapılmıştı, biz ekip olarak kapıdan içeri girdiğimizde sinemamızın önemli oyuncularından biri koşarak geldi ve oyunculara sarıldı o güzel filmi siz mi yaptınız diye? Ama aynı kişi ödüllerin açıklandığı gün Meral Oğuz kendisinden başka filme ödül çıkmadı diye ağlarken aynı kişi gelip Meralciğim üzülme sen çok iyisin ama film kötü demez mi? İşte bahsettiğim iki yüzlülük bu. Bir büyüğümde bana sen pırıl pırıl bir çocuksun böyle bir filmi sana yakıştıramadım dedi. Bende gülerek geçiştirdim.

Ciddi lobi ve cemaat etkileri bu gibi yarışmalarda, yada kültür bakanlığı desteklerinde hep öne çıkıyor. Ahbap çavuş ilişkisini de unutmamak gerek.


İlk filmini yapan biri olarak film ancak DVD'si çıktığında bize ulaştı, bu durum sizi demoralize etti mi?
Evet film vizyon tarihinden tam yedi yıl sonra DVD olarak piyasaya çıktı. Bu konuda söylenecek çok şey var ama kitaplara sığmaz onun için oldu bitti diyelim. Ama festivallerde lobiciliğin yoğun olduğunu söylemeden de geçmek istemiyorum. Özellikle 2004 yılında Antalya jüri üyesi iken bunu daha yakından gözlemledim. İnsanlar orada filmleri değil, filmi çeken insanlarla olan beşeri ilişkilerini yarıştırıyorlardı. Ne yönetmenlik oylamasında, ne senaryo yazarlığı oylamasında ilk üçe girememiş bir filmi, ayak oyunlarıyla oylama sistemini değiştirerek ikinci yaptılar. Unutamadığım bir olayda, yönetmenleri altı yönetmen oyluyorduk, dokuz film vardı birden dokuza kadar eurovizyon yarışması gibiydi sistem, yarışmada birinci gelmiş filmin yönetmenine bir verdi jüride bir abimiz, göz ameliyatı olmuştu yeni oy pusulasını ben dolduruyordum, bir an gözlerim fal taşı gibi açıldı abi emin misin bu arkadaşa bir verdiğinize evet dedi hiç sevmem onu. Kamera sürekli oynuyor, gözlerimi ağrıttı diye cevap verdi. Allah'tan diğer jüri üyeleri yüksek verdi, üçüncü yönetmen olarak ilk üçe kaldı arkadaş, genel oylamada ise en yüksek oyu alıp en iyi yönetmen seçildi. Bunları telaffuzdaki amacım sadece bir yada iki kişiyi eleştiri değil, ne yazık ki zihniyet böyle.

üstteki soruyu yinelersek. biraz değiştirip. film yapmanın kolaylaşması sizi rahatsız ediyor mu? yani parası olmayıp da, kendine inanan, senaryosu kuvvetli, gençlerin olduğunu bilmek için falcıya gitmeye lüzum yok.

hayır hiç rahatsız olmuyorum. ama açıkçası üzülüyorum. çünkü bir hevesle girip batıyorlar.

bu sene 80 film mi girmişti

bakın bu yıl 86 film vizyon yapacakmış.

Evet, 86.

bunun ancak on tanesi kendisini kurtarıyor.

A evet.

76 tanesi zarar. bu insanlar hayatlarının en büyük tokatlarını yiyorlar.

izleyebildiniz mi? bir yönetmen olarak...

evler gidiyor, nasıl izleyeyim. mantar gibi film çekiliyor.

ben bir çoğunun DVD sini gördüm

sonra merakta etmiyorum açıkçası birçok filmi.

"martılar açken" in yanında

örneğin bugün evden çıktık sinemaya gidelim diye hanımla, ben Veda filmine gitmek istedim o Eyvah Eyvah,

içlerinde özgün bir senaryo illaki vardır. ama dijital dünyanın film yapma ruhunu bozduğunu düşünenlerdensiniz anladığım kadarıyla benim gibi

tabi ki onun dediği oldu. hayat çok sert insanlar için. onun için aynı sertlikte filmler görmek istemiyor.

evet açıkçası VEDA görülmeliydi benim kanım

ben solo gidip izleyeceğim. hafta içi. daha böyle filmden çıktığında bir şey hatırlamayacakları

evet evli olanlar için böyle bir "sıkıntı var tabi"

işleri görmek istiyorlar. hayat bu kadar sertken buna saygı duyuyorum tabi ki.

peki kelimenin özüne dönersek film nedir sizin için, bir eğlence mi?

insanların tercihlerini de kınamıyorum açıkçası, o tarafını da göz ardı etmemek lazım sektörel anlamda, ben onun için seyirciyi içeri sokmayı beceren arkadaşlarımı da takdir ediyorum. hele bakanlığa para almak için sıraya girip de Recep İvedik (yönetmen Togan Gökbakar, 2005 - 2010) eleştirenleri anlamakta güçlük çekiyorum
çünkü onların sponsoru Recep İvedik.

peki sizce yapımcılar ve seyirci "böyle filmlere" alıştığı için "gerçekten sinema yapan" insanların şansı azalmıyor mu

onun soktuğu seyirci sayesinde bir katma değer oluşuyor. ve insanlara dağıtılıyor. gerçek sinema yapanları ayırt etmenin zor olduğunu düşünüyorum. çünkü onlardan da bir çoğu gerekli zamanı ve ortamı yakalıyor. burada bu sinemayı yaparken kimin değirmenine su taşıdıkları önemli bakanlığa proje verirken genelde bir oto sansür uyguluyor insanlar kendilerine.

evet

çünkü komisyondaki muhafazakar insanları düşünüyor. onun için Recep İvedik'e küfür edenleri hiç haz etmiyorum.

Martılar Açken'in sizce çokk rahatsızlık edinmesinin sebebi nedir? benim kanaatim herkes kendinden bir pay buldu filmde. film erkek dünyasının da, kadın dünyasının da karanlık kısmını anlatıyor sanki.


bazı filmler insanın suratına ayna tutar.

aynen

eğer yüzü çirkinse görmeye tahammül edemez. çıldırır aynadan rahatsız olur. insanlar geçmişleriyle yüzleşmeye pek sevmiyor. gerideki olumsuzluları hatırlamak istemiyor. eski Yeşilçamcılar'dan bazıları çok tepki koydu. bunun sebebi sonra anladım. zamanında geldiklerinde burada tutunabilmek için bazıları pavyon ve randevu evlerinde çalışan kadınlardan dost tutmuşlar. onlar bunları beslemiş bir yerlere getirmiş sonradan arkalarına bakmadan kaçmışlar onlardan. şimdi öyle bir dejavu denir. "Flashback" yapınca dumura uğradılar.





Cinci Hoca, açıkçası beni çok rahatsız etti kadın kocası ve ergen oğluyla gelmiş. İstemi Beti'ye bir kere daha hayran oldum desem...

tabi Türk halkının en önemli ögelerinden biridir hacı hoca.


Siz bunu senaryoyu yazarken biliyor muydunuz. Yani “Yeşilçamcılar'ı”.


bazılarını duymuştum ama benim onlara yönelik bir düşüncem yoktu açıkçası. sinemacıların durumunu yani. yılmaz güney bunu açık yüreklilikle dile getirmiştir mesela, Konya'da bir pavyon kadnının ona sahip çıktığını, hatta ondan bir kızı da var.

A evet onu biliyorum... bilmeyenler için, mahsuru yoksa biraz anlatalım...

Turan Bayburt vardır mesela meşhurlardan, o da bir hayat kadını vasıtasıyla tutunur. Özcan Deniz filminde birazcık itiraf etmiştir Neredesin Firuze (yönetmen Ezel Akay, 2003)'de. Turan Bayburt, Ferdi Tayfur'dur.
Evet...

kadın parası birçok şöhretin itici gücü olmuştur tutunabilmesi için.

kadın parası derken. sadece "fuhuş" anlamında mı? Kullandınız.

Hayır! bazen zengin bir kadın, bazen evini barkını satan bir kadın. aşık olan bir kadın. bazende gayrimeşru kazanan kadın,

evet

Meral Oğuz'un canlandırdığı “Mehtap” gibi.

başında aşk var.

evet o hoca sahnesi bence filmin en "güzel" sahnesiydi, hep tekrarladığım gibi. çok "rahatsız edici" ama gerçek. Pasolini Filmleri gibi. Oğlu ve kocası dışarda. Kendi İstemi Beti'nin yanında.

birde elini öptürüyor dürzü.

müthiş bir ironi evet evet.

aslında sinemacı olarak farkında olmadan geleceği de göstermişiz.

filmde herkes bir şeye aç aslında. çocuk da "cinselliğe" aç, ve kimle beraber olduğu da çok da önemli değil Akın'ın.

aslında sen bir ayrıntıyı iyi yakalamışsın. annesi yıllarca çalışmış. bundan rahatsız. hep istismar edilmiş. dayak yemiş. Kadın, her türlü eziyetle karşılaşmış. ama oğlan kadın ağzına almıyor diye
hemen verdiği parayı hatırlatıyor. kadına kötü davranıyor.

evet bana çok rahatsız edici geldi o laf, bilerek konulmuş çok belli annesi hayat kadını olan biri. böyle bir şey nasıl der diye de çok düşündümdü hani.

herifin kültürü o kadar. çevresi o.

cinsellik ve açlık. kendi bir kadın bulsa o da çalıştıracak. asla "sıvanmış bir yüksek kültür" dinlemez.

yada arkadaşının dostu “gel beraber olalım dese” hayır demez.

aynen

onlar onun için bir meta gibi. evet onu da yazmak istedim ama öyle yetişmiş çocuk

böyle yapınca filmin, senaryosunu yaz diyorlar dostlar ondan yazmadım kadın orada çok doğru bir laf ediyor ne yengesi be versem hayır demezsin.

birde şu var kadın yanında soyunduğu için arkadaşı kıskanıyor. zavak milleti böyledir ama evet onu yazdım orada bıraktım.

Zavak? kadın tellalı mı?

Zavak, kadını çalıştırıp para yiyen kişi, kadın tellalı değil tam sözlük karşılığı. yani çığırtkanlık yapmazlar. Ya da bir ev açıp çalıştırmazlar.

evet evet

kötü yola düşmüş bir kadına sahiplenirler onun parasını yerler. yani düşürende değildir aslında

ev dediniz de yine çok müthiş bir diyalog vardı? "şimdi cep telefonu diye bir alet çıktı"...

evet o zamanlar o cümle uygundu. şimdi buna ilave İnternet yaygınlaştı. cep telefonu artı İnternet
evet cinsel açlık bence çok önemli bir sorun.

Pasolini'yi bile böyle keşfetmiş biri olarak.

şu "facebook" da bile işin face sini bırakıp bokunu çıkarmış bir sürü aç insan var.

yani 16 yaşında birine "Pasolini Filmi" seyyettiriseniz. Evet evet benim iki ünisex isimli arkadaşım, profillerini gizledi.

Evet

Şimdi yeni bir proje düşünüyor musunuz? Varsa biraz bahseder misiniz?

Filmin galasında yedi yaşındaki kızım annesinin karnındaydı şimdi ilkokul birinci sınıfa gidiyor. Sözün bittiği yer. Ne diyeyim, film mi şanssız ben mi çözemedim. Vizyona çıktığı günde Amerika, Irak'a girdi, bir de inanılmaz bir soğuk vardı insanlar evlerinden çıkmadı, zaten o zamanlar Türk sinemasına fazla da ilgi yoktu. İş yapamadık kısacası. Film iş yapmayınca yenisini üretmekte zorlaştı. Yine de izlenmesi bu kadar zor olan bir filmi tahammül edip izleyen herkese teşekkür ediyorum. Yeni üretim yapabilirsek, yine canlarını sıkacak olabilirim, şimdiden özür diliyorum

Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Murad Çobanoğlu