80 ADIMDA TÜRKİYE

“Gülmüşsün”

“80. ADIM”

“80 Adımda Türkiye”

Yönetmen: Tomris Giritlioğlu
Senaryo: Mehmet Eroğlu
Yapımcı: Cafer Özgül
Görüntü Yönetmeni: Yavuz Türkeri
Müzik: Münir Nurettin Beken
Oyuncular: Haluk Bilginer (Savcı), Zuhal Olcay (Lerzan), Levent Ülgen (Korkut Laçin), Derya Alabora (Aslı), Hümeyra Akbay (Yetimhane`nin Hademesi), Emre Baykal (Hasan), Altan Erkekli (Savcı Yardımcısı), Taner Barlas (Raoul), Civan Canova (Sedat), Tunca Yönder (Dehler), Meral Çetinkaya (Zeynep)
Yapım Yılı: 1996
Süre : 105 dk.

Tomris Giritlioğlu filmlerine, 2. Filmi “80.Adım” ile devam ediyoruz. İlk filminde olduğu gibi bu film de Okan Uysaler’e adanmış.
80. Adım bir, darbe çağından yeni çıkan bir Türkiye’de henüz derin devletin ağır bastığı 1990’lı yılları irdeliyor. Film, yetiştirme yurdundan gelen bir gencin, yetiştirme yurdundaki insanların ona yaptıklarından intikam alırcasına, okulu yakıp, sonra da yurt dışına çıkmasını irdelese de, ana karakter “Korkut Laçin” dönemin yükselen değerlerinden olan “örtülü ödenek”, “gizli teşkilatlanma”, “kurşun yiyen de atan da şerefli” gibi kavramları da “kendi sinema diliyle”, “teğet geçiyor”
Film bir Bangkok sahnesiyle başlıyor. Korkut Laçin, de her yurt dışına kaçmak zorunda olan insan gibi, kendine “daha huzurlu hissedeceği” ve uluslar arası sözleşmelerle birbirlerine “kedi ya da başka bir şey” verme zorunluluğu olmayan bir ülkeye kaçmıştır.
Ancak burada da huzurlu değildir. Çünki kendi gibi başka nedenlerle ve başka darbe hükümlerinden kaçanlar da oradadır. Akvaryumun oksijeni iyice daraldığı için de diğer kapalılarla birlikte yaşam alanı daralmıştır.
Onu tanıyan bir Alman peşinden gider ve filmin adını koyan diyalog Korkut Laçin’in ağzından dökülür. “… seksen adım sonra liman var…” adam Türkçe saymaya başlar adımlarını.
Bir geçmeyle, İstanbul’dayızdır artık, dertler bitmiş gibi gözükse de belli ki yeni başlamaktadır. Zaman zaman da Korkut Laçin’in iç dünyasına bir yolculuk başlar bir iç kurguyla.
Artık sorgulayabileceğimiz onca soru vardır kafamızda. Korkut Laçin kimdir? Neden filmde sürekli seçim otobüsleri gözükmektedir ve daha bir sürü soru işareti beynimizdeki yaşam alanını tüketmeye başlamıştır artık.
Savcı ile yardımcısı, bir özel takside Korkut Laçin üzerine konuşurlar. Arkadan “sarı zemin üzerine işlenmiş” bayraklar geçer. Biri hariç bu bayrakların hiç birinde “Petek şeklinde Türkiye Haritası ve üzerinde arı” amblemi fark edilmez. Yönetmen burada ince bir çizgi belirtmiş ve çalıştığı kurumun da hassasiyetlerini çok başarılı bir dille ihlal etmiştir.
Her ülkede belki darbe olmuştur ama en can acıtanı bizdedir sanırım. İşte o can acıtan isimlerin fotoğrafları, büstleri her yana asılmış, isimleri çocuklarımıza, eğitim verdiğimiz kurumlara; evlerimize gittiğimiz, balkondan karşı taraftaki komşuya seslendiğimiz sokaklarımıza, En vahimi de içimize işlemiş, işletilmiştir.
İşte yönetmen de bu bilinci taşıyan diğer entelektüeller gibi, duvardaki kayan “Kenan Evren” tablosunun “yine bir darbe hükümleri çerçevesinde kurulan, HSYK’nın getirmiş olduğu savcıyla” düzeltmeye çalışmış ancak tablo onun düzeltmesinin ardından “zamana yenik düşerek” eski “halini” almaktadır. Yönetmen o dönem iktidarda olan bu isimlere; Abbas Keroistami misali kendi değerleriyle dalga geçer bir üslup getirmeyi de bilmiştir.
Adalarda “motorlu araçların” serbest olduğu, Kız Kulesi’nde helen askeriyenin nöbet tuttuğu bu yıllarda, ülkemize “kot pantolon” ya da moda değimiyle “jean” da daha yeni yeni giriyordu. İşte Korkut Laçin de bu yıllarda adada geçmişiyle hesaplaşacağı isimleri arar. Bir konakta büyük bir davet vardır. Ev sahibi nüfuzlu bir adamdır. Her sonradan nüfuslanan isim gibi karanlık yönleri vardır. Adam bu karanlık yönleri bize anlatmaya çalışacaktır.
Ancak aradığı isimi orada bulamaz. Yönetmenin her zaman yer verdiği oyunculardan Zuhal Olcay; Lerzan karakteriyle aslında aradığı ismin eşidir. Ancak maceraya açık bir hayatı olmasının yanında yaşadığı yerde “Korkut Laçin” ismini pek sık duymuş ve hayranlığı, karşılaştığında ise bu karizmatik erkeğe hayranlığı daha fazla artmış ve kendini ona vermiştir.
Adamın bu iç yolculuğunda onu yalnız bırakmayan herkesin de savcıyla ve yardımcısıyla yolları kesişecektir.
Film paralel kurgularla dönemi, dönemin sorunlarını anlatırken, bir çocuğun gözünden kaçan “ayrıntılara” da dönemin kuralları içinde yer vermiştir.

İyi izlenceler...
Murad Çobanoğlu