ISSIZ ADADAKİ ISSIZ ADAM

“Karda Donmak Üzeresin, Uyumak Tatlı Geliyor ama Sen Öldüğünün Farkında Değilsin”

ISSIZ ADAM

“Issız Ada'daki Issız Adam”

Yönetmen- Senaryo: Çağan Irmak,
Yapımcı: Mustafa Oğuz
Görüntü: Gökhan Tiryaki
Müzik: Aria, Cenk Erdoğan, Cengiz Onural, Bora Ebeoğlu
Oyuncular: Cemal Hünal (Alper), Melis Birkan (Ada), Yıldız Kültür (Müzeyyen), Şerif Bozkurt (Şenol), Gözde Kansu (Sinem), Aslı Aybars (Yasemin)
Yapım Yılı: 2008
Süre: 113dk

Filmlerin anlattıkları konular kadar, onlar için seçilen isimlerde bir o kadar önemlidir. Hele hele bu Çağan Irmak filmi olunca bu konunun üstünde daha bir titizlikle durulması gerekir. İşte “Issız Adam” da bu isimlerdendir. Alper, otuzlu yaşlarda erkeksi hatlara sahip, benim değerlendirmemle çok da yakışıklı olmayan bir adamdır.

Film bir anlık sohbet programından iki kişinin yazılarıyla başlar.

Şeyma75: Daha önce böyle bişey denedin mi?
Man: Evet...

Şeyma75: Güzel... gizlilik ve temizlik bizim prensibimiz. Bu konuda anlaşalım lütfen. Eşim kasket ve gözlük takmak istiyor. Umarım rahatsız olmazsın...
Man: Ok. Beni bozmaz.. Tek şartım alta geçmem... ok? Dediğim gibi onun dışında her şeye varım.

Chat'de istediğini aldıktan sonra güzel bir müzik ve duşla kahramanımızın özel hayatına daha da yakınlaşırız. Hayatta pek çok şeyi, para da dahi buna, iyi giyinmeyi, iyi eğlenmeyi, iyi sevişmeyi seven diğer masal kahramanlarından bir farkı yoktur bir bakıma Alper'in da, ta ki biz onun ruhunun derinliklerine yaptığımız yolculuğun irtifasını düşürene kadar. Yeni birileriyle tanışmak için yalnız sanal ortamı da tercih etmemektedir üstelik. Biriyle tanışmanın en kolay yolu olan eğlence mekanlarından birinde yüksek alkollü ve volümlü bir atmosfer bulması yetecektir. Bulur da lakin yönetmen havadaki alkol kokusunu alamadığımızı fark ettiğinden, yüksek volümlü müziği de duymamızı istememiş. Artık onun bir avcı olduğunu hepimiz bu kısa sekansta anlamış bulunuyoruz. Lakin kendinden daha tecrübeli başka avcılarda vardır ve onlar daha önce davranarak, avları kapmışlardır. Hatta bazısı bir yerine iki avla günü kapatmıştır.
Eve boş dönmek de olmayacağına göre, hazır gıda ürünlere pek yüz vermese de bazen mecbur kalmaktadır. O da öyle yapar, diyaloglarından anladığımız kadarıyla daha önce de bu şekilde para ile beraber olduğu bir arkadaşını acil çağırır evine.
İnsanların, sosyo-ekonomik kültürleri iki konuda yüzeye çıkar, biri fiili açlık, biri cinsel açlıktır. Dışardan entelijans imajı çizen, elinden kitap düşürmeyen, gitmediği sanatsal faaliyet kalmayan, sevgililerinin arkadaşlarının gıpta ile bakıp da “bu adamla beraber olduğun için çok şanslısın” dediği, adamlar bile eğer eğitimleri su üstü imajlara dayanmıyorsa, aç kaldıklarında, “çatal, bıçak kullanmaz”, cinsel açlık duyduklarında da, altındakinin kim olduğuna hatta hangi cinsiyetten olduğuna bile bakmaz. Onlar için “altta olması” kafidir çünki. Kendini erkek olarak hissettirecek her şey onun kabulüdür.
Dostlarının bir kısmıyla sahaflarda tanışan biri olarak şunu söyleyebilirim ki sahaflar gerçekten bir hazinedir. Hiç bulamayacağınız insanları ve kitapları ve filmde olduğu gibi plakları bir araya getirir. Filmin ve Alper'in gidişatını değiştiren Ada'yla da O sahafta karşılaşır. Adamın bulduğu plak karşında olan ani sevinci, genç kızın tepkisini çeker ve gülmeye başlar, av bekleyen her avcı gibi Alper'de bu gülüşün altında “kendisine olan ilginin yattığını” düşünmesi sürpriz olmaz.

Pardon, pardon sinirim bozuldu da benim özür dilerim Çılgın Kalabalıktan Uzak, Thomas Hardy var mı?

Kız kuru bir “Yok” cevabıyla oradan uzaklaşır. Ne demişler en iyi dostluklar yanlış anlaşılmalarla ve kavgalarla başlarmış, Ada' da Alper'in onu etkilemek için sarf ettiği Hiçbir tümceyi olumlu bulmamış ve söylediklerinin anlamını pekiştirsin diye Uğur Mumcu'nun “Söz Meclisten İçeri” kitabını kaynak göstermiştir.

O tarihte “Zorunlu Askerlik Hizmeti” çerçevesinde İstanbul dışında olan ve İstanbul'u, Beyoğlu'nu özleyen biri olarak filmde her gün dolaştığım sokakları görmek inanın beni nasıl mutlu etmişti, Çağan Irmak'a nasıl teşekkür etsem azdır. Bunu ada araya sıkıştırmak istedim. Filme geri dönersek, Alper; Ada'yı sözleriyle etkileyemediğine göre o zaman hediyeleriyle etkileyebileceğini düşünür ve kızın sahafta sorduğu kitabı bulmaya karar verir. Bulur da fakat kızın da istediğini ikinci eldir, tıpkı ilişkiler gibi, sevişmeler gibi, ikinci el tuzaklar gibi bir duygu istemektedir. Lakin adam hiç okunmamış, hatta hiç basılmamış bir kitaptır. Hatta kitap olduğu bile söylenemez, Birkaç tümcenin, Birkaç kağıda karalandığı bir denemedir.
Sözlükte “Ada” kelimesini taradığınızda karşınıza “dört tarafı denizlerle çevrili kara parçası” tümcesi çıkar. Filmdeki “Ada” karakteri de böyle bir ruh yapısına sahiptir. Anasından, atasından ait olduğu topraklardan bağımsız bir kızdır. Ama bağımsız olduğu kadar oraya bağlama niyeti de yoktur.
Kız artık, bütün bu ilişki ve iş artıklarından sıkılmış ve kendisine bir “Ada” kurmuştur. Adamın tüm aile bireyleri, yakınları, dostları eski ve geride bıraktığı ahbapları ya evlenip çekirdek aile düzenine geçmişler yahut geçmek üzeredir. Onun da artık böyle heyecanlar duymanın vakti geldiğini düşünmeye başlamıştır annesi. Ada'yı, sözlerle, hediye ile şık kıyafetlerle ve jestlerle etkileyemediğini anladığından bir de en iyi yaptığı şey olan, yemek yaparak düşünür. Hiç tanımadığı ve samimiyeti olmayan bir kadınla konuştuğunda, kullandığı tümcelere dikkat etseydi bu işe yarar bir hamle olabilirdi.
Filmde, sözün tamamlayamadığı yerleri müzikler, diyalogların eksik olduğu yerlerde de “sessizlik” kullanılmıştır.
Alper, bağlarını tüm yaşamıyla ve yaşanmışlıklarıyla feodal zihniyette ailesiyle koparmış, kendine başka başka dünyalarda hayat aramıştır. Korkularını, kaygılarını, telaşlarını onların yanında bırakmıştır. Eğer onlardan biri olursa bıraktığı her şey de ona geri döneceğinden korktuğundan Ada'nın hiç ummadığı bir anda ondan ayrılmak istediğini söyler. Kız olan bitene bir anlam verememiştir, seyirci gibi. Çok ünlü bir söz vardır “kavuşamazsan aşk olur diye”. Alper ve Ada ikilisinin önünde hiçbir engel de yoktur. Üstelik annesi kendisine verdiği değerden daha fazlasını genç kıza göstermiştir. Bu adamın isteyeceği son şeydir. Yani çözümlenmek. O zamana kadar kız onun hakkında, bohem, zengin, iyi yemek yapan ve muhtemel bu köklerinden gelmiş biri olarak hayal etmişti, bunun böyle olmadığı da ortaya çıkabilirdi. Durumu tekrar kontrolü altına alması gerekmekteydi. Bu da ancak ayrılarak mümkün olabilirdi. Yalnız anlılarımızı yanımızda götüremeyiz. Bunu unuttuğu ve filmin başında temizlikçi kadının yerde bulup, kinayeli bir gülümseme ile diş fırçasının olduğu cam bardağa koyduğu tokanın, koyulan bardak yere düşüp de param parça olduğunda ortaya çıktığında hayatını nasıl param parça ettiğini hatırladı. İş işten geçmişti çünki. Kız ondan daha zeki olduğundan ve adamı yeniden hayatına dahil etmek istemediğinden eski iş yerinden, evinden ve adamın bildiği diğer mekanlardan ayrılmış, izini kaybettirmişti. Alper'in annesine verdiği söz yüzünden, onun doğduğu topraklara da gitmeyi ihmal etmedi. Onun büyüdüğü, oynadığı, plaklar dinlediği orda bulunmak, her şeyi bitirmek için yapılabilecek yegane işti. Çünki, bir ilişkiyi bitirmenin en kolay yolu onu çabuk tüketmektir. Cinsel edimlerden sonra ayrılan insanlar bu yüzden ayrılırlar ülkemizde. Tabi bunlar alt benlikleri gelişmemiş sığ kişiler olabilir ama bir de sosyolojik gerçekler vardır. O da şudur ki, insanlar kolay tükettiği nesneler gibi, ilişkilere de ilgi göstermezler. Onların harlı ateşlerini sürekli sıcak tutmak lazımdır. Bu her zaman da kolay olmaz. Filmde de, adamın bir noktaya ait olmak istememesi, “ıssız” kalmak istemesi üzerine bir anlatım, biraz aşk, biraz cinsel fanteziler, biraz yemek tarifleriyle ve biraz da retro pop müzikle soslandırılıp sunuluyor. Adam kıza “havuçlu tarçınlı” kekin tarifini hiç vermez. İstediği her defada araya bir şey girer. Kız en sonunda kendi bulmuştur. Bu da adamın sitilini bir başka demelerde aradığını lakin onun sitilini, tarzını kimsede bulamadığı gösterir.
Sürekli yenilik yapmayı seven yönetmen güzel ve farklı bir deneme yapar sinemada, oyuncuları kafa sesleriyle konuşturur. Çünki biliriz ki birbirini çok iyi tanıyan insanlar için, dudakların açılıp kapatarak bir takım tümceler dillendirmesi her zaman gerekmez.

İyi izlenceler...
Murad Çobanoğlu