Kıbrıs, Suriye’nin Anahtarı mı?

Kıbrıs, Suriye’nin Anahtarı mı?

Konuyu bilmeyenler için “kısa bir Ortadoğu” bilgisi vermekte yarar var. Ortadoğu ki “Osmanlı İmparatorluğu” bunun yerine “Yakındoğu” demeyi tercih ederdi. Suriye, Irak, Katar, Kıbrıs, Ürdün, İsrail, Lübnan, İran, Filistin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Bahreyn, Yemen, Mısır, Afganistan, Pakistan, Tunus, Cezayir, Libya, Sudan, Fas'tan oluşur. Türkiye bu sınırın bilinçli olarak hep uzağında durmuştur. Nedeni ise Ortadoğu’nun içinde “bulunmanın” bomba yüklü bir araçta seyahat etmekten farksız oluşudur. Hal buyken “kimi zaman, “Küçük Asya” kimi zaman da “Yakındoğu” denmiştir. İçerisindeki “birkaç ülke hariç” neredeyse tamamına yakını “I.Dünya Savaşı’ndan hemen sonra şekillenmiştir.

İlk okul 2. sınıftaydık sanırım, öğretmenimiz bizden “komşularımızı ve Türkiye’yi çizmemizi istemişti. Herkese Irak, İran, Suriye geldi bana ise Yunanistan. Hani Bulgaristan’a bile razıydım. Öğretmenime söylediğim laf için aldığım “övgüyü” ise sonradan kavradım.

- Ne güzel bu ülkeler cetvelle çizilmiş gibi…

Evet bu ülkeler gerçekten de cetvelle çizilmiştir. Peki kimin cetveliyle? İşte asıl sorulması gereken soru bu. Birleşik Krallık ve Fransa ve I.Dünya Savaşı sonrası’nda ellerine aldıkları cetvelle bu toprakları birer birer çizip, sınır yarattılar. Bölgede geçmişi olan tek devlet bizim yıllardır Acemistan olarak tanıdığımız ve sonradan adı önce Fars Krallığı sonra İran Şahanşah Devleti [Pehlevi Hanedanlığı] son olarak da İran İslam Cumhuriyeti olan “İran” idi. İsrail henüz kurulmadığından bölgede de henüz önemli ölçüde “Antisemitzm” de baş göstermemişti. “Türkiye Devleti” sonradan birkaç yıl içinde “Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştüğü vakit aslında “bölgedeki” ilk çatlaklar da başlamıştı Yakındoğu Ülkeleri arasında.


Hangi yıldı hatırlamıyorum. İsmail Cem Bey (ağabeyimle)’le bir yerde oturuyorduk. Ortadoğu politikaları ile ilgili ben hep hassastı. Ortadoğu’yu çözmek için Kıbrıs’ı çözmek gerekir derdi. Bana bir soru sormuştu. Kıbrıs neye benzer diye? Marmara Denizi’ne? Hayır! “Bıçağa, tabancaya”? Yaklaştın! Her gün kullanırsın hani? Bulamadım ağabey nedir? Kilit desem? Hah, Anahtar! Bravo delikanlı, anahtar! Kıbrıs Ortadoğu’nun anahtarıdır.

Gelelim Kıbrıs’ın nereyi açtığına. Kıbrıs başta “Arz-ı Mev'ud” olmak üzere tüm kutsal alanların anahtarıdır.

Hikaye’ye bu kez İsrail Devleti’nin kuruluşu ile başlayalım. İlk hareketler “nerdeyse hani şu “çağrılan Musa’ya kadar uzanır”. Vaadedilmiş Topraklar yani “Arz-ı Mev'ud” İbranicesi “ha-Aretz ha-Muvtacha” “aslen Kıbrıslı olan ve Palestine’de yaşayan bir halkla “Tanrı” aracılığı ile kavgaya tutuşur. Zira “Palestine”de yaşayanlar “Allah’a inanmazlar” Yahuda soyundan gelenler ise inanırlar. Sırasıyla bir Babil bir de 2 de Roma İmparatorluğu görürler ve tüm dünyaya yine “paganlar” tarafından “Arz-ı Mev'ud”dan çıkarılırlar. Görüntüleri biraz hızlı sararsak nihayetinde, Rusya’da kalanlar ‘Bolşevik Devrimi’ni desteklerler zira Çarlık en çok da “Yehudileri” vurmaktaydı. Sürekli haklarında “cadı avı başlatılır” bir çok kasabaya girmelerine sınır getirilirdi. Hele hele bölgede yoğun olarak yaşayan Türk Yehudileri ki sonradan onlara Musevi dendi, “Karaylar” Çar tarafından çoğu zaman “Türk” ajanı olmakla suçlanırdı. Hal buyken Bolşevik Devrimi, büyük bir kurtuluştu. Ama ne yazık ki olmadı. İlk yıllarda her şey yolunda gitse de sonradan aynı Pogromlar sırasıyla devam etti. Amerika henüz yeni yeni kendini topluyordu. Dünya gücü olacağı sinyanili vermeye başlamıştı bile. SSCB’deki Yehudiler için artık bir “Arz-ı Mev'ud” daha vardı. Ama bir şartla! Dindar olacaklardı. Dindar olan Yehudiler ve “Kutsal Topraklara” girebilirdi zira. Bir kısım Hıristiyanlar bile SSCB’den ABD’ye gidebilmek için Yehudi gibi davranmışlardır. Hatta, Nicolas Cage’in başrolünü oynadığı “Lord of War” (Savaş Tanrısı)’nda bu konu “babasının aslında bir Hıristiyan olduğı ancak sırf ABD’ye gelebilmek için Yehudi taklidi yaptığı ve buna kendisini fazla kaptırdığı” da esprili bir dille anlatılır. İsrail fikri böyle ortaya çıktı. Temelde “inançsız” olan bu insanlar, ortak paydanın “din değil millet” olduğu fikri üzerine birleştiler. İlk yıllarda “soyu Yehudi-Musevi” olan herkese İsrail’e çağırdılar. Amaç ülkeyi geliştirmekti. SSCB’den “kovulmaları” yönetime düşman olmalarını da gerektirmedi. Kibbutz “bir çeşit ortak yaşam alanı” kurarak hem sisteme hem de yaşam tarzına bağlı olduklarını da gösterdiler. Geçenlerde İsrail’de yanan büyük orman da işte bu SSCB’den gelen Yehudiler tarafından tek tek elleriyle dikilmişti.

Başta “David Ben Gurion” olmak üzere birkaç göçmenin kurduğu devlet bir müddet sonra ABD’den de göç alır oldu. Amaç “adil düzen ortak yaşam”dı.

Komünist Yehudiler, komünist diğer insanlar kadar tehlikeliydi ABD için. ABD henüz “Ortadoğu”nun önemini yeni yeni kavrarken bölgede tek hakim güç Fransa ile birlikte Birleşik Krallık’dı. Kıbrıs, Suriye’nin önemli bir bölümü, Irak ve iyi ilişkiler kurduğu İran kendisinden soruluyordu. Nihayeti’nde İsrail Devleti resmen ilan edildiğinde; ABD ve SSCB İsrail Devletini tanıdıklarını deklare ettiler. Arap Devletleri “İsrail Devleti”ne resmen savaş ilan ettiler Savaşı İsrail kazanınca “topraklarını da daha da genişletti”.  Bu kaybedilen savaş sonraları “Arap Toplumu” için sürekli bir “tutkal” görevi gördü. Mısır ve Suriye 1958’de birleşip, Birleşik Mısır Arap Cumhuriyeti’ni kurduklarında arada kalan ülke yine “İsrail Devleti” oldu. 1973’deki Arap İsrail Savaşı ise İsrail Devleti ve bölgenin seyrini bir anda değiştirdi. Birleşik Krallık, İsrail Devleti’ne eğer Mısır’a saldırırsa buna “ses çıkarmayacağını” söyleyince İsrail bölgedeki en önemli müttefiki olan SSCB’yi bir anda karşısında buldu. Zira tüm savaşlarda “SSCB” büyük ağabey olarak araya girmiş, Araplarda da sözü geçtiği için sürekli barıştırmıştı. İsrail, Birleşik Krallığın oyununa gelmemişti aslında. Oyuna gelen Birleşik Krallık olmuştu.  Birleşik Krallık bölgede I.Dünya Savaşı ile birlikte kazandığı tüm topraklarını artık ABD’ye kaptırmıştı. Çünki İsrail Birleşik Kralığı’yı değil, Irktaşlarının yaşadığı Birleşik Amerika’yı seçmişti. İlk halka kırılmıştı çoktan. Sıra ikinci halkadaydı. Kıbrıs.

Bilen bilir, Kıbrıs’ta trafik bize göre tersten akar. Nedeni ise Kıbrıs’ın yıllarca Britanya denetiminde olmasıydı. Türkiye Cumhuriyeti’nin “tapusu” olarak adlandırılan Lozan Barış Antlaşması’nın 21. Madde’sine göre “5 Kasım 1914 tarihinden Kıbrıs adasında yerleşmiş bulunan Türk uyrukları, yerel kanunun saptadığı şartlar içinde, İngiliz uyrukluğunu edinecekler ve bu kimseler Türk uyrukluğunu yitireceklerdir. Bununla birlikte, işbu Analaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde, Türk uyrukluğunu seçme yetenekleri olacaktır; bu durumda, seçme hakkını (option) kullandıkları tarihi izleyecek on iki ay içinde Kıbrıs adasından ayrılmaları zorunlu olacaktır.” Hükmü getirilmişti. Amaç ise Kıbrıs’ta otonom özelde ise Britanya’ya bağlı bir devlet kurmaktı. Böylelikle bölgenin hakimi yine Britanya olacaktı. 1970-1981’e kadar tüm Ortadoğu’da “sistemler değişirken” elbette ki, Kıbrıs bunun dışında kalamazdı. Geçenlerde bir kez daha izlediğim, sonra da emin olmak için “Atatürk Kütüphanesi”nden eski gazeteleri karıştırdığım Tomris Giritlioğlu’nun “Güz Sancısı” filmindeki “Rumlar Gidecek Bu İş Bitecek”  sloganın hemen ardından masaya gelen gazetede “ABD Kıbrıs’taki haklı davamızı destekliyor” manşeti gözümüze çarpar. Evet! Dönemin tüm gazetelerinde bu “manşet atılıyordu” ABD Kıbrıs’ta Britanya’nın idare ettiği “federasyon yerine” bölünmüş bir yapı olmasını destekliyordu. 1974 Kıbrıs Harekatını her ne kadar Bülent Ecevit yapmış gibi gözükse de “planlayıcısı” o dönem ABD ile arasında su sızmayan Necmettin Erbakan’dı. Hep demişimdir. Ecevit hep doğru zamanda çıkış yapmıştır. Şu meşhur “bana anayasa kitabı fırlattılar” dahi “bugün ki iktidara” sebep oldu. Ecevit yine doğru yerde doğru zamandaydı. Kıbrıs’ta meydana gelen “hadiseleri” görüşmek üzere Ecevit, İngiltere’ye uçmuş, Erbakan ise çoktan MGK’nu toplamıştı bile. Bülent Ecevit geldiğinde kendisi “harekatın içinde” buldu. Sonuçta Kıbrıs’ı “İngilizlerin” elinden alınmış oldu. ABD “ampargo” uyguladığını ve “KKTC”yi tanımadığını söylese de KKTC’de Konsolosluğu olan ve KKTC Pasaportuna “vize veren bir ülkedir”. Hele hele Kıbrıs’a gittiğinizde sizi en çok şaşırtan şey ise “Burger City” olur. Dünyaca ünlü bir ABD Fast Food zincirine o kadar çok andırır ki “önce espri yapar” sonra da “gerçekten de o olduğunu öğrenince” hani KKTC’yi tanımıyordunuz lafları ağzınızdan öylece dökülür. Tıpkı İran’a gittiğinizde “Alman Polis Arabaları”nı gördüğünüzdeki hayret gibi bir şeydir bu.


I. Dünya Savaşı sonrasında bölgede etkin olup da, o gün “cetvelli” kullanamayanlar, bugün Irak, Suriye ile başlayan harita yaratma derdinler. “Cetvel” kimin elindeyse “Karun” da odur zira.

Muhabbetle;
16 Eylül 2013
Murad Çobanoğlu
Bu yazı Vagus TV için yazılmıştır.