Barış Süreci mi Cumhurbaşkanlığı Fantezisi mi?


Halklar birbirine nefret duyabilirler. Tarihte çok örneği vardır bunun. Sırplar - Boşnaklar, Gürcüler - Ermeniler, Ruslar - Afganlar, İrlandalı - İngilizler çok örneği "bakın şimdi çok ilginç" diye anlatılabilecek tarihten çok vesikası bulunur yani. Barışmalarının da aynı örneği vardır. Diğerlerini fark etmedik belki ama Sırplar "milliyetçilik" sosu altında Boşnakları doğradılar. Kadınlarına tecavüz ettiler. Evlerini yağmaladılar. Hem de öyle 30 sene falan önce de olmadı bu işler. Halen bulunan toplu mezarlarda kemiklerin üzerinde insan derisi mevcut. Dumanı üstünde bir katliam anlayacağınız. Peki ne oldu "Boşnaklarda" savaş sonrasında vay sen misin benim çoluğumu çocuğumu kılıçtan geçiren deyip "kılıç kuşanıp" Sırpları mı kesti. Hayır. Suçlular yani azmettiriciler yakalanınca "halklar barıştı". Azmettiricilerden kahraman yaratmadıkları için de "kavuşmaları kolay oldu". Boşnaklar"biz eziliyoruz" bizi şöyle ezdiler böyle kılıçtan geçirdiler diye ağlamadı sızlanmadı. Demokratik yoldan haklarını aramayı sürdürdüler. Gelinen aşamada "sel felaketi" gösterdi ki iki ayrı ülkeleri de olsa bugün o kadar da ayrılacak bir toplum değilmişler.

"Önderler" olmayınca "onların her anlamda suçlu olduğunu" halk anladığı için kendine yeni önderler buldu. Onlar da "analardı" yani katliamları yapan ve katliama kurban giden tarafların anneleri. İlk onlar barıştılar. Kucaklaştılar. Onlar barışınca da "halk da barıştı" kucaklaştı.
Aynı şey neden bize uygulanmadı "sürecin" en başından diye en başından beri düşünenlerdenim. O zamanın gizli teşkilatlarının yaptıkları katliamları da "Öcalan ve mahiyetine" yıktıklarını bilen biri olarak "Bebek Katili"- ki Ayhan Çarkın bir TV programında "o meşhur cinayeti kendilerinin yaptığını" kabul etmişti. Ama ne hikmetle hakkında soruşturma bile açılmadı.- argümanını kullanmayacağım ancak iki tarafı da kirli olan ilişkilere batmış ve İşçi Partisinin kamuoyuyla paylaştığı ses kayıtlarına da yansıdığına göre "Kürtlerin 30 senedir lanet ettiği devletin görevlileri" arasında olan birine bugün "Serok" yani "önder" demek "gülünç olmasa" da trajik.
Gezi Parkı olaylarında insanlar "iktidarın" meşruiyetini korumak adına "camilerde içilen içkilerden", "Kabataş'ta üstüne işenen Türbanlı bacıya" kadar geniş bir yelpazede, devletin "televizyonu", "radyosu", "ajansına" kadar geniş bir ağı olduğunu fark etti. Ancak bir şey daha fark etti. Gezi Parkı'nda "onlardanmış" gibi davranıp onlarla beraber aynı kişiye karşı savaşıyormuş gibi yapıp "oraya burayı durduk yere yağmaya" çalışan kişileri de gördü. Onlardan uzak durdu. Yaklaşmadı. Tabii ki Kürt Coğrafyası biraz farklı. Batıda plastik mermi kullananlar doğuda "G3 Mermisi" kullanıyor. Birine sığınmak gerekiyordu belki. Ancak şimdi artık geçmişte sığındığın kişiler seni harcıyorlar.
Gezide zaten "Barış Süreci" yaşanmıştı. Herkes "iktidarların" gizli ajandalarını hele de ellerindeki medya kuvveti ile neler yapabileceklerini uygulamalı gördü.

BDP geri çekilin dese de Kürt çocukları "barikat kurmanın" hasını öğretti Türk Çocuklarına". Limon'un biber gazına iyi geldiğini her 1 Mayıs'da sokaklara dökülen "işçi çocukları", hayatlarında ilk kez eyleme katılan Nişantaş'ı çocuklarına öğretti. Yağmurun altında namaz kılan gençleri "belki de Allah'a bile inanmayan" sosyalistler şemsiye açarak korumuştu. Ermeni, Rum, Yehudi diye aşağılan halkları "Türkiye Bizimdir" diyenler kucaklamıştı. Flamanı evde bırak "yalnızca Türkiye Bayrağı" getir sloganlarına Kürtler bile riayet etmişti. Ülkücüler "Doğuda" neden 2 çanak anten kullanıldığını anlamıştı. CHP "mitingini" bile iptal etmiş Gezi parkına girerken flamalarını dışarı bırakmıştı. Türbanlı teyzelerle, Laik teyzeler börek çörek ikramına başlamıştı. Barış Süreci, sadece Türkler ve Kürtler arasında değil. Neredeyse "ülke kurulduğundan" beri birbiriyle sudan nedenlerden çekişen hemen hemen herkesin birbiriyle barışmasına sahne olmuştu. Barış halka inmiyorsa zaten tepeden bir iki kişi "bir kağıdı imzalasa" ne yazar. 10 gün 2 ay hadi bilemedin 1 yıl sonra bozulmaz mı sanıyorsun?

Ne zaman "bu ülkede birbiriyle kavgalı gruplar bir birinin halini acılarını ağıtlarını "sömürenin aynı kişi" olduğunu anlıyor orada devreye "üstüne işenen bir Türbanlı bacı, camilerde içilen içkiler, daha tel örgüden atlarken bile "vurmadan durdurulabilir" silahsız bir kişinin "indirdiği bayraklar" devreye giriyor. Yine geçmiş olsun desek de sonra birileri çıkıyor ve

A.Öcalan: Gezi'den Erdoğan'ı ben kurtardım.
S.Demirtaş: Gezi'de Erdoğan'ı devireceklerdi çekildik.
S.Sakık: Beni kimse ulusalcı cephede göremez

Diyor...

30 senedir ne Türkler ne de Kürtler sordu. Benim evlatlarım da sizin evlatlarınız gibi neden "balkondan düşüp, denizde boğulup, araç kazasında" falan ölmek yerine "kurşunla" ölüyorlar. İşte bunu sordukları gün Kürtlere de Türklere de barış gelecek.

Muhabbetle
Murad Çobanoğlu