Katliam'ın "Bilmem" Kaçıncı Yılı!

2 Temmuz 1993'te insanlar bir araya gelmişlerdi "özgürlük" için "barış" için "eşitlik" için ama onları anlamayanlar da vardı çevrelerinde. Keşke tek kusurları onları anlamamak olsaydı. Onlar bir de bu insanların "Şeytan'ın adam(lar)ı olduğunu düşünüyorlardı. Hele içlerinden biri vardı, Aziz Nesin adında "işte onun katli vacipti" diyordu bağrışmalar.
Nesin'i kimse gülmece edebiyatın, kara mizahın sivrilen ismi olarak tanımıyordu. Bir kalabalık ki ne kalabalık tozu dumana kavuşturarak o bölgedeki halkın severek tükettiği bir sebzeden adını alan otele doğru yürüdüler. Madımak yakılmalı diye bağırıyordu kalabalık! Öyle de yaptılar. Yaktılar ama yalnız oteli değil, insanları, umutları, yürekleri de yaktılar; Madımak’la beraber. Bilmem onlardan biri de "acaba biz ne yapıyoruz diye sormuş mudur kendine". Kitle psikolojisi içinde psikolojisi birbirinden bozuk bir grup "güruh" o genç, o umutlu, o neşeli, o daha her şeyi tanıyamamış insandan aldı hıncını.
Dünya kurtulmuş muydu acaba onlara göre (?)
En korkulan şeydir cehalet ve korkması gereken asıl insanlar da nedense yine "Aydınlar" olmuştur. Otuz üç aydın ve iki otel görevlisinin yakıldığı yer olan Madımak Oteli bir dönem "kebap salonu" da oldu. Ne kadar ironik değil mi?
"…ha köfte ha insanlar…" bazı zihniyetler için ikisinin arasında da bir fark yok ne yazık ki. Bir şey değişmiyor "onlar" için.



Yıllarca Sivas’ta öldürülen “otuz yedi kişi” dedik durduk, oysa o iki “kişi” de “yakanlardandı”. Onları yakmaya gelmişler ancak “kendi ateşleriyle” yanmışlardı. Biz onları da andık, onlara da türküler söyledik yıllar yılı. Onlarda yanmıştı çünki, onların da ocaklarına “ateş düşmüş” anneleri, babaları, ağabeyleri, kız kardeşleri de hasret yaşamıştı. Yaktıkları ateş onların değil, onları bekleyenleri en çok yakmıştı.
Aziz Nesin son çare olarak, bir odaya sığınmış, uyuyarak ölmeyi bile düşünmüştü, eğer içeri girerlerse “ölüme korkmadan” yaklaşmak için.
Bir mucize oldu. Bir itfaiye eri yaklaştı, işte sonunda onun ya yazdıklarına kulak asan biri çıkmıştı belki. Fakat hey hat nerede! Tanımıştı yakmaya meyilli bir güruhun ferdi onu. İtfaiye eri de can havliyle ona sarılan bu yaşlı adamı olduğu gibi kalabalığın üzerine fırlattı.
Hıncı geçmemişti, bu güruhun geçer gibi de değildi, almadan otuz üç kişinin canını sönmedi içindeki kin ateşi.
İşte o olayın bedelini hayatı ile ödeyenler; Nesini Çimen :Üç telli curanın üstadı. Sarız 1926
Asım Bezirci: Sosyalizm ve Edebiyat. Erzincan 1927
Metin Altıok: Kara kutu, şiir, felsefe. Bergama,1941
Muhlis Akarsu: Kula kulluk yakışır mı? Kangal 1948
Behçet Aysan: Sefa'sını ölümüne öğreten şair. Ankara 1949
Muhibe Akarsu: Akarsuyum böyle miydi ahdımız? Kangal 1958
Edibe Sulari: Davut Sulari'nin yadigarı. Erzincan 1953
Uğur Kaynar: Militan, şair, elyazarı. Zara 1956
Asaf Koçak: Yok devenin kuşu, bir sır "Cop Cumhuriyeti"nin çizeri, Yerköy 1957
Erdal Ayrancı: Hep barikatın başında. Niğde 1958
Sehergül Ateş: Biz onunla baba kız değildik. O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım ve gücümdü; babasının sözleri. Ankara 1953
Hasret Gültekin: Koçgiri'den, Han Köyü'nden. 1965
Muammer Çiçek: Bir oyun yazdı "İnadına Yaşamak".Yalınyazı Köyü, Zile 1967
Gülender Akça: Abidin ve Sultan'ın gözbebekleri. Divriği'nin Şahin Köyü'nden, 1968
Mehmet Atay: Şahanım, Şahdamarım, yangın yüreklim. Divriği 1968
Sait Metin: Uzundu, uzundu dedemin boyu. Divriği 1970
Carina Johanna: Alevilik araştırmacısı, "yabancı değil". Hollanda 1970
Gülsün Karababa: Babası "Kýzým benden daha iyi saz çalacak" derdi. Divriği 1971
İnci Türk: Çiçek açar domur domur dal verir. Balıkesir 1971
Huriye Özkan: Havanın yüzünde semah dönerken. Ankara 1971
Murat Gündüz: Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, en sevdiği dize.Ankara 1971
Ahmet Özyurt: Çok seviyorum düşüncelere dalmayı. Enstein gibi düşünerek kendimden geçmeyi. Kendi dizeleri. Ankara 1972
Handan Metin: Tüm güzellikleri toplayıp uzun bir yola çıktın. Ankara 1973
Yeşim Özkan: Ballıhan, erenlerin bal çiçeği. Ankara 1973
Yasemin Sivri: Kamber'in profesörü, kitap kurdu. Ankara 1974
Serpil Canik: Kuş olup güvercin donunu giyen, Uyan dağlar uyan Serpil geliyor. Ankara 1974
Serkan Doğan: Başıma kızıl bağla, arkamdan ağıt yakma anam, Ankara 1974
Belkıs Çakır: Güne Umut'tan. Ceylanlara karışıp semaha duran. Ankara 1975
Nurcan Şahin: Kim yakıştırabilir sana ölümü? Ankara 1975
Özlem Şahin: Okur, meraklı, yerinde duramaz, yaşam delisi. Ankara 1976
Asuman Sivri: Semah, semah tutkunu, abisinin delisi. Ankara 1977
Menekşe Kaya: Sazı elinde İsmail'in.Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil. Ankara 1977
Koray Kaya: Pir Sultan'ın genç şehidi. Ve hep öyle kalacak. Ankara 1981

Bir dakikanızı ayıkarak biraz olsun empati kurmaya çalışın lütfen, en azından bunu hak ediyorlar...

saygı ve sevgilerimle;
Murad Çobanoğlu



Murad Çobanoğlu on the

TWITTER | FACEBOOK